Siz hiç bugüne kadar “emekli yoksulluğu” diye bir kavram duydunuz mu? Ben duymadım. Çünkü, en olağanüstü ekonomik koşullarda bile emekliler göreceli iyi bir hayat yaşarlardı. Yıllarca çalışıp didinmiş, devlete sigortasını ödemiş, vergisini vermiş bir grup olarak bir emekli refahı ya da rahatlığı olurdu mutlaka.
Okurlarımızın çok rahatlıkla hatırlayacağı gibi AKP iktidara gelinceye kadar emekliliği elde etmek, belirli bir hayat standardını yakalamak demekti. İkramiyesi ile evini, arabasını alır ayrıca bir köşeye de kötü günler için para ayırırdı. Meğerse o günler bir altın çağı imiş de kıymetini bilememişiz.
Ama artık bir “emekli yoksulluğu” var.

Pek çok olmazı olur haline getiren AKP iktidarlarında toplum genel olarak yoksullaştı ama emeklilerin durumu tam bir fecaat. Öyle sözcüklerle anlatılacak gibi değil. İktidarın sosyal atık muamelesi yaptığı, neredeyse “toptan ölseler de kurtulsak” dediği emeklilerin hali pür melali, Forum Sosyal Araştırmalar Enstitüsü tarafından hazırlanan ve Prof. Dr. Derya Kömürcü’nün koordinatörlüğünde yürütülen "Türkiye'de Emekli Yoksulluğu Araştırma Raporu" ile kamuoyuna duyuruldu.
Rapor, emekliliğin artık bir güvence olmaktan çıkıp anlamını tamamen yitirdiğini, yaşlılığın bir “yoksulluk sarmalı” haline geldiğini ortaya koyuyor.
Rapora göre, sosyal güvenlik sistemindeki değişiklikler ve yüksek enflasyonla emekli aylıkları alabildiğine düştü. 2003 yılında ortalama bir emekli aylığı asgari ücretin yüzde 36 üzerinde iken, 2025 yılına gelindiğinde ortalama aylıklar asgari ücretin altına geriledi.
Emekli, aldığı maaşla geçinemediği için tekrar çalışma ihtiyacını hissediyor. AKP döneminde emekli olduktan sonra çalışmaya devam edenlerin oranı yüzde 29,1 artıyor.

2002 yılında çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı yüzde 36,6 iken, bu oran 2024 sonunda yüzde 65,7’ye çıkmış gözüküyor. 8 milyon emekli, ek gelir elde edebilmek için kayıt dışı, güvencesiz ve çoğu zaman kendi mesleğinin dışındaki işlerde çalışmak durumunda kalıyor.
Katılımcıların yüzde 89,4’ü, geçim zorlukları nedeniyle emeklilik sonrası çalışmayı mecburiyet olarak görüyor. Rapora göre, aylık toplam gelir düzeyi en yüksek oranla 28 bin ila 35 bin TL arasında değişirken, emekli aylıkları çoğunlukla 19 bin 500 ila 21 bin 999 TL arasında bulunuyor. Ev sahibi olan emeklilerin yüzde 50,7’si konutunu 2008 öncesi dönemde edindiğini söylerken, yüzde 30,5’i kiracı olduğunu belirtiyor.
Emeklilerin yarıya yakını beklenmeyen giderleri karşılama imkanından uzak kaldığını belirtirken, raporun en çarpıcı tespitlerinden biri, emeklilerin sosyal izolasyona maruz kalmaları.

Çünkü, yüzde 75,8’i maddi imkânsızlıklar nedeniyle herhangi bir sosyal etkinliğe katılamadığını belirtirken, "Acil bir durumda yardım isteyebileceğim biri var" diyenlerin oranının yüzde 47’de kalması, toplumsal dayanışma mekanizmalarının da artık işlevinin kalmadığı anlamına geliyor. Yüzde 56’lık gibi bir oranda emekliler sağlık hizmetlerine erişemediklerini, yüzde 52,9’u ise ısınma giderlerini karşılayamadığını ifade ediyor.
Emeklilerin içinde bulunduğu feci durumu gözler önüne seren bu rapor tam da bayram yaklaşmışken, dört gözle çerez parası niteliğindeki bayram ikramiyesi beklenirken açıklandı. İç karartıcı ve bütün iyimserliği öldürecek tespitlerle dolu.
Hal böyle iken bayram emeklinin neyine, kan damlar yüreğine demekten gayri cümle kurmak mümkün görünmüyor.