Tarihinde 5 kez final oynayan ve 2 kez de kupayı müzesine götürmeyi başarmış bir takım olan Gençlerbirliği için bu sezon yarı finale kadar yükselmesine rağmen asıl derdi süper ligde kalıcı olmak olunca kupa elbette ki ikinci plana düştü.

Aslında buna biraz da koşullar neden oldu… Yüksek ücret almalarına karşın kendilerinden bekleneni veremeyen 2 oyuncunun, futbol ahlakına uymayan davranışları yüzünden kadroya alınmamaları, ilk 11’de oynayan 5 futbolcunun sakatlık nedeniyle sezonu kapatmaları, 3 as oyuncunun fedakarlıkla iğne vurularak maça çıkabilmeleri yüzünde rotasyonunun da rotasyonu yapılarak bir yarı final mücadelesine çıkmak durumuyla karşı karşıya kalındı.

Bu nedenle kırmızı-siyahlılar, genç ve az süre alan futbolculardan kurulu kadrosuyla sahaya çıkmak zorunda kaldı. Esame listesinde İlk 11'de yaş ortalamaları 19’un altında Furkan Ayaz Özcan (16), Yiğit Hamza Aydar (17), Erk Arda Aslan (17), Ousmane Diabate (18) gibi 4, toplamda 7 altyapı oyuncusu yer aldı. Başkentin koca çınarının ilk 11'inin yaş ortalaması da 22.7 oldu. 30 yaş üzerindeki Erhan Erentürk (30) ve Matej Hanousek (32) çıkarıldığında kadronun yaş ortalaması 20.8 olurdu.

İşte bu koşullarda oynanan mücadeleye, rotasyonun rotasyonu ile çıkan Gençler, Süper ligde üçüncülüğü garantileyen, kupanın en büyük favorisi olan tam kadrolu Trabzonspor’a özellikle ilk yarıda kök söktürdü. Size Trabzonspor’un ilk yarıdaki istatistiklerden birkaçını vereyim de durumu daha iyi değerlendirebilirsiniz. Pozisyon (0), şut (0), gol beklentisi (0.00)… Böyle bir takıma bu durum yakışır mı?

Maçın MVP’si, geleceğin yıldızı olmaya aday 18’lik Ousmane Diabate olurken, ilk kez 11’de yer aldığı maçta Onana gibi bir kaleciye unutamayacağı bir gol atan 17’lik Erk Arda Aslan, Trabzon savunmasını çıldırtan 16’lık Furkan Ayaz Özcan, defanstaki başarılı hamleleriyle gol krallığında ilk sırada yer alan Onuachu’ya nefes aldırtmayan, Yiğit Hamza Aydar ile kendi kalesine gol atmasına rağmen Arda Çağan Çelik’i başarılı genç oyuncular olarak sıralayabiliriz. Tabi ki önemli kurtarışlara imza atan kaleci Erhan başta olmak üzere tecrübeli oyuncuların haklarını da yememek gerekir.

Sonuçta kadro kalitesi ağır basan ve Muçi gibi bir futbolcuya sahip olan Trabzonspor, tecrübesi konuşturarak, maçı zorda olsa 90+2’de bulduğu golle uzatmalara taşımayıp finale yükseldi.

Benim asıl takıldığım konu ise Anadolu kulüplerinin 3 büyüklere karşı lideri konumunda bulunması için en büyük desteği sağlayan Başkent ekipleri olmasına rağmen onları bir düşman gibi algılayan ve kendi öz evladı olan teknik direktörünün Gençlerbirliği için verdiği onur mücadelesini ayakta alkışlamaları gerekirken ona hain yaftasını yakıştırmalarıdır

Bir Trabzonlu olmasına karşın kendisine yuva olan, kaptanlığına kadar yükselmesini sağlayan bir takım için zor günlerinde, bir aidiyet duygusu içinde kolları sıvayan teknik direktör Metin Diyadin’in verdiği onurlu mücadele için gurur duyacaklarına, Gençlerbirliği’nin kaderini belirleyecek son maçı bir intikam havasına sokmaya gayret gösteren sosyal medya silahşörlerine, aklı selim Trabzonluların yol vermeyeceğine, 17 yıl boyunca bu değerli kulübümüzü takip etmiş bir spor yazarı olarak yürekten inanıyorum.

Ne yapsaydı Metin Diyadin, Trabzon maçlarında ekmeğini yediği takımı için gayret göstermemeli miydi? Uğradığı hakem haksızlıklara isyan etmemeli miydi? Oyuna müdahale edip, çalıştırdığı takımın hatalarını düzeltmemeli miydi?

Bunları yapmayıp sessizce bençteki koltuğuna gömülüp, oturup keyfine mi bakmalı mıydı? O sizin her zaman savunduğunuz ve övündüğünüz onurlu olma meziyetini bir kenara bıraktsaydı, böyle bir hemşeriniz olduğu için gurur duyar mıydınız?

Bırakın bunu Allah aşkına… Alkışlamanız gereken bir Trabzonluyu işini dürüstçe yaptığı için tribünlere çağırıp onu bağrınıza basın ki, Karadeniz mertliğinize helal gelmesin.

Herkes sahada verdiği mücadele kadar hakkını elde etsin. Gerçek futbolseverlere bu yakışır.