Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, bir sosyal medya paylaşımında CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için “kripto kılıç artığı” ifadesini kullandı ve tarihsel bir önyargı bir kez daha su yüzüne çıktı.
Yüzyıllardır toplumun en derin hücrelerine kadar zerk edilen bir düşünce bilinçli veya bilinçsiz biçimde kendini dışa vurmuş oldu. Bu bilinçaltına sahip olanlar sadece Necip Fazıl’lardan, Sebillürreşat, Akit gibi dinci yayınlardan ya da Türk milliyetçilerinden oluşmuyor; kendilerini seküler, çağdaş, modern gibi sıfatlarla takdim edenlerin içinden de kripto mezhepçiler çıkabiliyor. Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat da bunlardan biri.
Kırıkkanat, gelen tepkiler üzerine bir açıklama yaparak özür diledi. “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” dedi. Tepkiler dinmeyince de yazılarına ara verdiğini açıkladı.
Kırıkkanat, gerçekten de bu sözün anlamını bilmiyor olabilir mi? Bilmemesi olasılık dahilindedir ama böylesine bir cehaletin kendisi fecaattir. Bu cehaleti, içinde yaşadığı topluma ne kadar yabancılaştığını gösterir. Ancak özür açıklamasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyadı ile kılıç artığı arasında ne tür bir bağlantı kurulabileceği de izaha muhtaçtır; dolayısıyla hiçbir şekilde ikna edici değildir.
Aslında Mine Kırıkkanat’ın, sosyal medya paylaşımında üçlü bir gönderme olduğu kanaatindeyim. Birincisi; “kılıç artığı” ifadesidir ki bu Osmanlı döneminde Alevilere yönelik sistematik şiddeti, kırımı hatırlatır. Düşmanlaştırılan bir topluluğa karşı devletin kırım siyasetini ifade eder. Kılıç, Osmanlı’nın elindedir; kılıç artıkları da o kırımdan kurtulabilen Alevilerdir.
Ama bu ifade aynı zamanda Cumhuriyet dönemindeki Dersim kırımına da gönderme amacı taşıyor sanki. Çünkü Kılıçdaroğlu ailesinde de Dersim katliamında öldürülenler bulunmaktadır; nihayetinde Cumhuriyet tarihinin en büyük kırımlarından biri olan Dersim katliamında binlerce insan yok edilmiş, sürgüne yollanmıştır.
Bir üçüncü gönderme ise “kripto” sözcüğü ile ifade edilendir; aslında anahtar sözcük de bana göre bu…
Bildiğiniz üzere Türk milliyetçilerinin akıl izan kabul etmeyen tezlerinden biri, Kürtlerin inkarıdır. Türk milliyetçileri, Dersim bölgesindeki Alevi Kürtler’in Kürtleşmiş, Alevileşmiş Ermeni oldukları iddiasını ortaya atarlar. Böylece, dış düşman kategorisinde değerlendirdikleri Ermenilerle Alevileri, Kürtleri ilişkili göstermek suretiyle düşmanlık duygularını canlı tutmayı, siyasetlerini güçlendirici bir unsur olarak değerlendirirler. Bu, yıllardır devletin de uyguladığı bir politikadır. Belli etnik ve dinsel azınlıkları, düşmanlaştırma, onları bir güvenlik sorunu olarak kriminalleştirme, konjonktürel ihtiyaçlar gereği sözkonusu karşıtlıklardan gerilim üreterek her türlü haklı talebi bastırma yöntemlerine yabancı değiliz.
Kırıkkanat da ne kadar özür dilese, “cehaletimi bağışlayın” dese de bilinçaltındaki önyargıları bir şekilde dışa vurmuştur. İçinde birikmiş zehri kusmuştur.
Cumhuriyet gibi bir gazetede yazı yazan birinin, insanların etnik kökenlerini veya inançlarını, soylarını soplarını didiklemesi, bunun üzerinden bir eleştiri üretmesi yakışıksızdır, ırkçılıktır. Kırıkkanat, Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu eleştirme hakkına sahiptir ancak onun etnik ve dinsel kökenine referansla söz söylemesi, hiçbir şekilde mazur görülemez. Bu söz masum bir söz değildir.