İspanya’da Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) genel sekreteri olan Sánchez, Türklerin gönlünü fethetmeye devam ediyor. Savaş ve emperyalizm karşıtı tutumu, gelir eşitsizliği ve sosyal devlet için verdiği mücadele, göçmenlere - kadınlara-işçilere ve diğer tüm yapısal eşitsizliğe maruz kalan kesimler için gösterdiği gayret ile ünü, ülkesi İspanya sınırlarını aşmış gözüküyor.

Peki bu sosyalist adamı bizim millet neden bağrına bastı ve inanılmaz bir birlik / bütünlük medyanın gündeminde? Öncelikle Filistin’i tanıma ve İsrail’e silah satmama konusundaki ısrarı ile adını duymuştuk. 2024’te Filistin’i resmi bir devlet olarak tanımıştı hatırlarsanız sonrasında ise AB içerisinde İsrail’e Gazze Savaşı’ndan ötürü yaptırım tartışmalarını başlatmıştı. Bu mücadeleyi oldukça demokratik yürütmüş, şiddet karşıtlığını dile getirirken anti-semitist bir söylem içerisine girmemişti.

Sadece bunlar değil elbette, Irak Savaşı’na karşı gelen geleneklerini miras kabul etti ve ABD’nin tüm askeri müdahalelerine karşı mesafeli durdu. Tipik bir sol gelenek olarak “emperyalizmi beslemeyeceğiz” anlayışı ile NATO’da da farklı bir yere sahip İspanya. NATO’nun askeri harcamalarının %5’e çıkarılması önerisinde de İspanya’nın yalnızca %2’ye çıkaracağını belirtmişti.

Ben tüm bunlara ek olarak Latin Amerika politikalarını da eklemek istiyorum çünkü özellikle Küba halkı bu durumdan halen çok çekmekte… Günümüzde ambargo şartları korkunç bir boyuta ulaştı ve Amerikan ambargoları nedeni ile Küba’da temel ihtiyaçlar bile karşılanamaz halde! Sosyalizm kendi kendine çöken bir “ütopya” ise BIRAKIN ÇÖKSÜN, neden ambargo uyguluyorsunuz? İşte tam bu noktada Sánchez hükümeti Küba ve Venezuela ile diplomatik ilişkileri asla kesmedi, ABD yaptırımlarına paralel hareket etmedi ve gururlu bir duruş sergiledi.

Bizim bu güzel insandan öğrenmemiz gereken çok şey var; haklılığın kimlikle alakalı bir şey olmadığını gösterdiği için, bir şeyde yalnız bile olsanız doğru olanı yapmanın önemli olduğuna inandığı için, zorbaya dur diyebildiği için, uluslararası hukuka değer verip bu anlayışla hareket ettiği için bizim Sánchez’den çok şey öğrenmemiz gerek. Bugün bizim milletimiz için ne yazık ki haklılık halen kimliksel bir meseledir ve tarafımız hemen hemen her olayda çoktan bellidir. Bugün biz bu sosyalist adamı bu kadar sevdiysek kendi kimliksel dayatmalarının dışarısına çıkarak haksıza haksız diyebildiği içindir.

Bir diğer yandan Türk siyaset yapıcılar Türk-İspanyol yakınlaşmasından şu sonucu çıkarmalılar: Bizler kimsenin emperyalist maşası olmak istemiyoruz. Hiçbir komşumuzun egemenlik haklarına müdahale etmek istemiyoruz. Hiçbir komşumuzu bombalamak istemiyoruz. Molla rejimini savunduğumuz anlamına gelmesin bu dediklerim, her türlü baskıcı - gerici rejim yerle bir olmalı ancak bu müdahaleler dışarıdan gelecek şeyler değiller. Bunu İran halkı kendi içerisinde çözmelidir. Özellikle bir NATO müdahalesi kimseye özgürlük getirmez, getirmedi de. Bugün Irak, Suriye, Libya, Afganistan’ı görüyoruz. Bu sürece dahil olan NATO üyesi bir ülkenin vatandaşı olarak sesleniyorum: Ellerimizi kana bulamayın, bir başka ülkenin daha felaketi olmamıza izin vermeyin.

“Emperyalistin getirdiği tek özgürlük, işgal ettiği ülkeyi sömürme özgürlüğüdür.” Bizler bu sömürüye dün ‘6. Filo Defol!’ dediğimiz gibi bugün de demeye devam ediyoruz. Görüyoruz ki dün 6. Filo’yu ağırlayanlar bugün de benzer eğilim göstermekte ancak ülkemiz NATO’nun bize verdiği değeri sıklıkla sınamış ve müttefikliğin bizim için ne kadar güvenilir (!) ve yaşadığımız coğrafya için ne kadar barışçıl (!) olduğunu sıklıkla görmüştür.

Bugün yoldaş Sánchez bu harami düzenine karşı onurlu bir duruş sergileyerek biz solculara da dünyada iyi insanların halen olduğunu, herkesin güç manyaklığı ve yalakalık peşinde olmadığını göstermiş ve içerisinde bulunduğumuz yalnız ruh halinden adeta bizi kurtarmıştır. Bu dostluğun daim olması dileği ile…