Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile birlikte Hazine ve Maliye Bakanlığı bürokratlarınca Körfez’deki sermayenin savaş ile birlikte nasıl bir seyir izleyeceği yönünde son iki ayda başlatılan bir incelemenin perde arkasını anlatalım.

Son dönemde perde arkasında dikkat çekici bir hazırlık yürütülüyor: Türkiye, küresel sermayeyi çekmek için yeni bir vergi mimarisi kurmaya hazırlanıyor. Ama klasik teşviklerden değil bu. Daha iddialı, daha stratejik bir model.

Bürokratların bütün planı şöyle: Vergi ile ilgili kısımda üzerimize düşeni yapalım. Türkiye’ye sermaye çekilecekse, o sermayeden en azından cari açıkla mücadele kapsamında sıcak paranın girmesine bir katkı verelim.

Peki amaç ne?

Körfez’den, Rusya’dan ve küresel sermayeden kaçan parayı Türkiye’ye çekmek.

Türkiye kendini şöyle konumlandırıyor:
“Ben NATO üyesiyim, bölgeye göre daha güvenliyim, gel paranı burada park et.”

Dubai, Abu Dabi gibi Körfez ülkeleri markaja alınıyor. Orada ‘nasıl bir şirket yapısı kurmuşlar’ diye bakılıyor. Kurumlar vergisi oranı %9. Ama herkese %9. Fakat Türkiye’nin herkese %9 yapabilecek durumu yok.

O zaman oturulmuş gerçek kişi gelirleri, transit ticaret ve ihracat ayaklı şu formül üzerinde durulmuş….

Birincisi: Transit ticaret.

Bürokratlar, Türkiye’ye hiç girmeyen malların ticaretinden elde edilen kazançların neredeyse tamamına vergi istisnası getirmeyi formüle etmişler: “Dubai’de kurulan şirket Çin’den almış, Amerika’ya satmış; mal Dubai’ye uğramamış. Kesilen fatura üzerinden Kurumlar Vergisi %9 almış. Mal Türkiye’ye uğramasa bile faturayı burada kessin o kazancı vergilemeyelim” dedik.

Zaten malın Türkiye’ye girmesi halinde içeride haksız rekabet yaratacağı için istenilmiyor gelmesi.
Böylece hedef açık konulmuş: Dubai’nin yıllardır yaptığı küresel ticaret aracılığını biz de Türkiye’ye taşıyalım. İncelemeler esnasında bu sistemi, Monako, Yunanistan, İspanya’nın da uyguladığı fark edilmiş.

Şu anda bizde böyle bir ticari sistem uygulaması yok.

OECD takoz olmuş ama…

Geçmişte benzer bir uygulamayı süresiz olarak hayata geçirmeye çalıştığımızı öğreniyoruz. Ancak OECD süresiz olması ile ‘haksız vergi rekabeti yapıyorsunuz’ diye yaptırım uygulamaya kalkınca geri çekilmişiz. Şimdi 20 süre getiriliyor.

Örnek de veriliyor: Bir Rus Oligarkı’nın dünyanın birçok yerinde otelleri var, kira geliri elde ediyor. Oteli kendi işletmiyor, işletme hakkı ile kiralamış. Dünyadaki bütün gelirlerini Dubai’ye aktarıyor. İspanyol, Monako’lu zenginler de aynı yöntemi uyguluyor. Bu paralara uzun süre istisna tanınıyor.

Peki içeride üretip, yurtdışına çalışan olursa…O kesimin ise sadece yurt içindeki kısmı vergiye tabi tutulacak.

İkincisi: İhracatçıya özel destek.

Gerçek üretim ve ihracat yapan firmaların korunması, teşvik ediliyor. Yani model tamamen “sıcak para”ya değil, üretim ayağına da dayanıyor.

Üçüncüsü: Yabancı varlıklı bireyler.

Dünyanın farklı yerlerinden kira, faiz, işletme geliri elde edenler Türkiye getirirlerse, 20 yıllık vergi muafiyeti sunulacak.

Şart basit: Türkiye’de yerleş, ama gelirini yurt dışından kazan.

Bu, doğrudan “servet çekme” hamlesi.

Buna ek olarak bir de yurt dışında parası olan yerli yatırımcıya çağrı var: Yurt dışındaki para, altın ve menkul kıymetini getir; düşük oranlı (%1–2) vergiyle sisteme sok.

İçeride bir yıl tutma şartı olacak. Bu kıymetleri üç ay içerisinde getirirsen vergi %1. Üç aydan sonra getirirsen vergi %2 alınacak. Getirilen tutar bir yıl tutulursa, alınan vergiler iade edilecek.

Burada bir not daha düşülüyor: Parasını Türkiye’ye getirmek isteyenler rakam konuşmuyor. Diyor ki; “Böyle bir parayı buraya getirsem, nasıl bir vergi çıkar.

Şu anda Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi koridorlarında bu kişilerle karşılaşmak çok mümkün.

Bir soru: Sermaye sadece vergiye mi bakar?

Tabi ki hayır!

Hukuk güvenliği, öngörülebilirlik ve kurumsal yapı olmadan vergi avantajı tek başına yeterli olmaz. Nitekim görüşmelerde yatırımcıların ilk sorduğu şey de bu:
“Hukuk güvenliği var mı?”

Sonuçta Türkiye, düşük vergi – yüksek esneklik modeliyle Dubai’ye alternatif olmaya çalışıyor. Eğer başarılı olursa, ülkeye ciddi döviz girişi sağlayabilir.

Ama eksik halka da belli. Vergi teşvikiyle sermaye çekilir, ama güven olmadan tutulamaz.