Sürekli krize giren bir sistem ne kadar sürdürülebilir? Kendisi hariç her sistemi hatalı ve ütopya olarak gösteren propagandası devam ederken kapitalizmin krizlerinin sonunun gelmemesi ve hatta artık bir kriz bitmeden yenisinin başlaması beni bu kronolojik krizler yazısını yazmaya zorladı. Açıkçası adeta canı sıkıldığında krize giren bu beceriksiz sistemden ne kadar fayda göreceğimize inanıyorsunuz sizin takdirinize bırakıyorum, 1980 kriziyle bitirmiştik ilk bölümü kaldığımız yerden devam öyleyse…

1987 Kara Pazartesi: Oluşturulan piyasa balonları bir kez daha çöktü, programlı satışlar ve aşırı değerlendirilmiş hisseler küresel borsaları çökertti. Bu krizlerin ardından pek çok insan canından oldu, bir gecede tüm paranızın eridiği o vurgunlardan yalnızca birisi kesinlikle ve asıl sebebi reel üretimden kopan spekülatif sermaye birikimi borsada aşırı değer yaratıp sonra ortadan kayboldular.

1990 Japonya Varlık Fiyat Balonu Çöküşü: Emlak ve hisseler çok olumsuz etkilendi. Bugün halen başkent Tokyo’da bu konut krizinin etkilerinin sürdüğünü söyleyebiliriz. Konut almanın imkansızlaştığı ilk kırılma noktası burada yaşandı.

1992 Avrupa Dövüz Kuru Mekanizması Krizi: Spekülatif saldırılar sabit kur sistemini çökerterek para birimlerini devalüe etti.

1994 Meksika Pezosu Krizi: Kısa vadeli sıcak para girişiyle büyüyen bağımlı bir ekonomi yaratıldı, sermayenin ülkeden kaçışıyla bu refah balonu da patlamış oldu.

1997 Asya Finansal Krizi: İhracata dayalı aşırı birikim ve dış borçlanma ve kriz ortamında ülkeyi derhal terk eden dış sermaye ile uzun yıllar etkisi sürecek bir kriz ortaya çıktı.

1998 Rusya Finansal Krizi: Emtiaya bağımlı kapitalist dönüşüm düşük karlılık ve borç baskısıyla mali çöküş üretti.

2000 Dot-com Balonu: Reel kar üretim yetersizliği spekülatif teknoloji hisseleriyle telafi edildi. Reel üretimin olmaması bir yere kadar kar ettiriyor sonrasında diğer tüm balonlar gibi dot com balonu da patladı…

2001 Arjantin Ekonomik Krizi: IMF destekli neoliberal birikim modeli borç ve sabit kur çelişkisiyle toplumsal çöküşe dönüştü.

2008 Küresel Finansal Krizi: Ücretlerin baskılanmasıyla daralan talep kredi genişlemesiyle telafi edildi, borç balonu yaratıldı. Bu zaten hepimizin bildiği ve bence halen etkisinden çıkamadığımız o meşhur kriz. Kronoloji sıralamasında son 20 yıla Part III’te devam edeceğim çünkü krizlerin ne kadar sıklaştığını göstermek artık boynumuzun borcu adeta! Kapitalizmin girdiği krizler artık günümüzde o kadar sıklaştı ki sanki kriz normalmiş gibi algılıyoruz.

Bu arada Asya Finansal Krizi, Euro Finansal Krizi vesaire derken şunu da belirtlelim: bunlar bölgesel olarak merkez çevre bağımlı ekonomik ilişkisini kurabilen bölgesel ve hatta küresel güçteki ülkeler. Kriz derken bu merkezlerdeki krizlerden bahsediyorum yoksa üçüncü dünya ülkeleri zaten hep krizdeler bu küresel sömürü sistemi yüzünden ve onların hayat kalitesinden zaten her geçen gün çok daha korkunç bir şekilde kapitalist vampirler çalıyor…