Her çözüme bir sorun yaratabilen yegane sistem olan kapitalizm bugün yine şımarık bir çocuk gibi daha 2022-23 krizini atlatamadan yeni bir buhrana girmiiştir. Sürekli sosyalizm ütopya diyen şahıslara 2 yılda bir krize giren bir sistem de distopyadır efendiler dedikten sonra gelin bu rezalet vahşiye yakından bakalım.

Kendisini feodal ekonomik modelin ardından artık modern anlamıyla kapitalizm biçiminde ele aldığımızda daha dakika bir bismillah 1873'te ilk krizine girmişti bu yavrucak. Aşırı üretim gerçekleşti, işçinin refahı bu üretimle paralel olarak artmadığı için yapılan ürünler satılmadı ve bingo, ilk bebek krizimiz böylece gerçekleşti. Bebek kriz dediğime bakmayınız, Avrupa'nın en buhranlı dönemlerinden birisidir ve bu dönemi edebiyatta çok sert bir şekilde okuruz işçilerin ne kadar zor koşullarda hayatta kaldıklarını... Sonrasında gelen büyük kriz 1893 krizidir, bankacılık sisteminin çöktüğü döneme işaret eder. Sermayenin kendi ürünlerinde yeterince kar elde edememesi spekülasyon yoluyla karı maksimize etmesiyle bir krize dönüştü. Yani Kan emici kapitalistler yeterince kar elde edemiyorlarsa kaos kazanını spekülasyonlarla kaynatmaya bayılırlar.

1929 Bunalımı, sanıyorum insanlığın gördüğü en hazin dönemlerdendir. Bizleri bir dünya savaşına daha hazırlayan, karanlık günlerin başlangıcı.Yine üretim arttı ama pazar yok ki satılsın bu ürünler. Aynı zamanda çekişmeler de devam ediyor çünkü fırsat eşitliği yalanı sürdürülebilir bir model hiç değildi. Kapitalizm varsa fırsat eşitliği diye anlatılan şey olamazdı. Özü gereği zaten kendi kavramlarını bile açıklamaktan aciz bu ekonomik sistem krizlerine doyuyor mu? Asla.

1973 Petrol Krizi, kriz dediysem sizin için benim için kriz, sermaye için değil efendim neden mi? Kar oranlarının düşmesiyle bu kriz gerekliydi ve neoliberal sistemin yapılandırılması için devletlere bu dönemlerde bu kriz sayesinde üstün yetkiler verildi, Sovyet korkusuyla yaratılan sosyal devletler yavaş yavaş halkın elinden kayarak tamamen sermayenin tekeline geçmeye başladı. Yeniden yapılandırma krizi olarak adlandırılan bu dönem hayatımızın şu gününü halen etkileyen önemli bir kırılma noktasıdır. Sendikasızlaşma, finansallaşma, özelleştirme gibi duyunca tüylerimizi diken diken eden ne varsa bu lanet krizle hayatımıza girmiştir. Devamında çeşitli ülkelerde askeri darbelerle zaten bu sistemin geçişi turbo hızlandırılmıştır.

1980'lerde Latin Amerika'daki borçlanma krizi, IMF ve Dünya Bankası gibi aslında savaşın getirdiği küresel eşitsizliği ortadan kaldırmak için icat edilen kurumlara Latin Amerikalı devletlerin yüklü borcu ve devamında gelen krizi anlatmak için kullanılan bir terimdir. Borçlanma, kapitalizmin olmazsa olmaz yapıtaşıdır. Faizleri birden yükseltmeleri bu ülkeleri tamamen bu kurumlara ve ekonomik merkez ülkelere bağımlı hale getirdi.

Yani kriz, kapitalizm için kötü bir şey olmadı, kapitalizm için gerekli bir şeydi çünkü kendisini bunun üzerine inşa etti. Devamı gelecektir efendim, hatta bir satırda anlatılacak şeyler değiller elbette ilgi duyulması halinde her krizi ekonomik-tarihi-sosyal bağlamı ile ayrı bir başlık olarak anlatacağım. İkinci partta günümüz krizlerine geleceğiz, krizin ne kadar yakın zaman dilimlerine artık gerçekleştiğini görecek ve krizler sistemine hapsolduğumuzu konuşacağız.