Gaspedilmiş haklarını ve ödenmeyen maaşlarını alabilmek için Doruk Maden emekçileri Eskişehir'den Ankara'ya yürüyüş ve açlık grevi başlattı. Aylardır emek verip çalıştıkları maaşlarını alamayan işçilerin cümleleri bir kez daha sermayenin suratına tokat gibi indi: "Beni çocuğum evde aç bekliyor, ben eve nasıl gideceğim, çocuğumun yüzüne nasıl bakacağım? Kiralarımızı aylardır ödeyemiyoruz, evde yiyecek ekmek yok! Kaybedecek bir şeyimiz kalmadı! Biz hakkımız olanı istiyoruz!
Bakanlık önünde eylem yapmalarına izin verilmeyen 110 maden emekçisi 21 Nisan Salı günü gözaltına alınmışlardı, şuanda serbest bırakıldılar. Eylemlerine açlık grevi ile devam ediyorlar. "Şimdi daha da açız!" diyen madencilerin talepleri ise şunlar:
Ödenmeyen maaşların ikramiye, yıllık izin ve sendikal haklar ile birikte geri ödenmesi.
TMSF ile işten çıkarılan işçilere tazminatlarının ödenmesi.
Çalışanlara rızalarının dışı uygulanan ücretsiz izin uygulamasının kaldırılması.
İş sağlığı ve iş güvenliği standartlarına uygun çalışma koşullarının sağlanması.
Sendikal faaliyetler nedeniyle işten çıkarılan işçilere işlerinin iade edilmesi.
Madenin kamulaştırılması ve iş güvencesinin garanti altına alınması.
En temel haklarını isteyen işçilerin direnişlerinin yanındayız, tüm sınıf kinimizle sesiniz olacağız! Şirket halen bir açıklama yapmadı, yapamadı.
Şimdi özelleştirmenin korkunç "getiri"lerine bakalım yüksek müsaadenizle: İşçinin kanını sömürmeyi adet haline getirmiş sermaye ile uzlaşı sağlamak zorunda kalmamızın sebebi her şeyin, herkesin ve her yerin sürekli özelleştirilmesidir. Devlet baba siyaseti yapılırken ekonomide neden devlet babalığını yalnızca sermaye için gösteriyor? Bu devlet halkındır, burjuvanın değil. Özelleştirmeler ile kar maksimizasyonundan başka hiçbir şey düşünmeyen kan emici özel sektör bu milletin refahını dün gram umursamadığı gibi bugün de umursamamaktadır.
Sendikal hakların 80 darbesi ile ne kadar aşağı çekildiği gözler önündedir. İşçinin yumruğu sermayenin üzerine binmeli, Türkiye Cumhuriyeti kutlu anayasasının vaad ettiği SOSYAL DEVLET olma anlayışının gerekliliklerini yerine getirmelidir. İŞÇİSİNİN GÜÇSÜZ OLDUĞU ÜLKE GÜÇLÜ OLAMAZ.
Buradan sindirilmiş beyaz yakalı, kendisini burjuva zanneden, sınıf bilinci olmayan emektarlara sesleniyorum: Sendikalarınıza sahip çıkın, tekrar sendika kültürünü bu ülkeye getirin. Sendika yoksa bizim için mücadele eden de yok demektir. Her emekçinin alın teri benim bulunduğum ideolojik konum gereği gözümde dünyanın en değerli şeyidir. Alın terine sahip çıkacağız, milyonlar kazanılan madenlerden işçiye reva görülene razı olmadık, olmayacağız.
O emekçileri öyle gördükçe öyle bir sınıf kinim kabardı ki nasıl ifade edeceğimi inanın ben de bilmiyorum. Açlık grevi yapıyorlar ve eşlerinin röportajlarına hiç denk geldiniz mi? Aralarında mide kanseri olan, kalp hastası olan var. Bu halde dişiyle tırnağıyla evine ekmek götüren onurlu emekçilerin hakkını savunmak, mücadelelerini takip etmek ve sesleri olmak boynumuzun borcudur.
YÜZ KARASI DEĞİL KÖMÜR KARASI, İŞTE BÖYLE KAZANILIR EKMEK PARASI!