Geçen yıl 12 Gün Savaşı’nda pek çok üst düzey yöneticisini kaybeden İran’a yönelik son saldırıda önce bu ülkenin dini lideri Ali Hamaney ve yakınları hayatını kaybetti. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Hamaney, CIA’nın aylardır gözetlediği konutuna yönelik füze saldırısında öldü. Zaten günler öncesinde Hamaney’in öldürülmesine ilişkin senaryolar yazılıp çizilmeye başlanmıştı.
Anlaşıldı ki, İran’ı yaklaşık 40 yıldır yöneten Hamaney, katledileceğini bile bile oturduğu konuttan ayrılmadı. Çünkü bir mesaj vermek istiyordu. Ömrünün sonuna gelmişti ve halkına saldırganlara karşı sonuna kadar direnmek gerekliliğini göstermek istiyordu.
Sade ve mütevazı bir yaşam sürdüren, ancak halkı da baskı ve sertlikle yöneten, Hamaney’in devamlılığını sağladığı rejimin savunulur bir tarafı olamayacağı çok açık. Zaten, İsrail- ABD saldırganlığına karşı çıkanlar da Hamaney sevgisinden veya molla rejiminden memnuniyet duyduklarından dolayı yapmıyorlar bunu.
Saldırıyı onaylamayanlar, Epstein şeytanları ve din saplantılı Siyonist İsrail tarafından, bütün bir bölgenin butik devletlere dönüştürülerek, istikrarsızlık artırılarak, etnik ve mezhepsel fay hatlarının kışkırtılıp bölgenin yer altı ve yerüstü kaynaklarının sömürülmek istenmesine karşı çıkıyorlar. Küresel efendilik iddiasıyla hareket edenlere boyun eğmiyorlar. Çünkü biliyoruz ki, bu kontrolsüz güç İran’da durdurulamazsa, sıra Türkiye’ye de geldiği gibi tüm bölge halkları birbirini boğazlayacak.
Günlerdir, saldırı altında kalan İran halkı, tarihte örneğine az rastlanacak bir onurlu duruş sergiliyor. İsrailliler, Telaviv’de sirenler çaldığında sığınaklara koşup, sokağa çıkamaz hale gelirken İran’da halk, ülkelerine yapılmış saldırganlığa karşı sonuna kadar direneceklerini göstermek üzere meydanlara çıkıyorlar. Kolay kolay eğilmeyen bir iradeye sahip oldukları mesajını, sokakları doldurarak, mersiyeler okuyarak bütün dünyaya ilan ediyorlar.
Dünyanın birçok ülkesinde bulunan İranlılar, savaş ve kaos devam ettiği halde rahatını, konforunu bozup İran’a dönüş yapıyor. Geçenlerde bir televizyon kanalında yapılan haberi izledim. Haberde, İstanbul’dan Tebriz’e yolcu getirip götüren bir otobüs şoförü, eskiden günde bir sefer yaparken saldırıdan sonra bunun 10’a çıktığını ifade ediyordu.
İsrail’in demir kubbesini parçalayan şey işte bu İran halkının, bir kötülük organizasyonu olan ABD ve İsrail’e yönelik sarsılmaz karşı duruşudur. İran’a diz çöktüremeyecekler, bu barbar saldırganlık, İran’ın kadim kültürüne, direniş ruhuna çarpıp dağılacak, ABD ve İsrail karşısında sümsük, pısırık, teslimiyetçi bir politika izleyen ülkeler için de bir ibret dersi olacaktır.
Emperyalist haydutluğa karşı geliştirilen bu direnişin ruhunda Kerbela’daki Hüseyin’in Yezid’e boyun eğmeyen duruşu vardır. Ölümü öldüren bir duruştur bu.
Hüseyin, 72 yaren yoldaşı ile birlikte Kerbela çöllerinde Yezit’in askerleri tarafından katledileceğini biliyordu. Nihayetinde binlerce askerden oluşan bir orduya karşı küçük bir topluluk olarak savaşı kazanamayacağının bilincindeydi.
Yezit’e biat etseydi yaşayacaktı. Ama günlerce süren bir kuşatmanın içinde bir damla suya hasret bırakılan, “su su” diye inleyen yakınlarını teker teker kaybetti. 6 aylık bebeği Ali Asker’den Celal Abbas’a, Ali Ekber’den Kasım’a kadar aile efradının tümü çölde katledildi. En sonunda da kendisi öldürüldü; kesilen başı Yezit’in Şam’daki sarayında teşhir edildi.
Hüseyin, Şiiler açısından direnişin sembolü kabul edilir. Her yıl Kerbela için Muharrem ayında yas törenleri düzenlenir ve bu törenler, Şii alemine sarsılmaz bir ruh kazandırır.
Bugün, İsrail’in, ABD’nin bombalarından zerrece korkmadan meydanları doldurup “Heydar Heydar” diyenler, Kerbela’daki direniş ruhunu yaşatanlardır.