Epstein sapığı Trump ABD’si ile soykırımcı Siyonist İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, İran’ın bu saldırganlığa boyun eğmeyip direnmeyi seçmesi ve Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının dünya ekonomisi üzerindeki etkileri de hissedilmeye başlandı. Dünya zaten kırılgan bir dönemden geçiyordu, savaşın etkisiyle kırılganlık yerini küresel sallantıya bıraktı.
Hürmüz Boğazı’nın sevkiyatlara kapalı olması nedeniyle, enerji maliyetleri artmış durumda. Türkiye’de motorin 80 lira sınırına dayandı, benzinin litre fiyatı 60 liranın üzerine çıktı. Dolar, Merkez Bankası’nın müdahalelerine rağmen 45 liraya yaklaştı. Kısa bir sürede 14 milyar doların üzerinde bir sıcak para çıkışı da görüldü. Doğalgaz ve elektriğe gelmesi beklenen zamları ise Türkiye, adeta nefesi kesilmiş halde korkuyla bekliyor.
Mazotun, benzinin fiyatının artması, döviz kurunun yükselmesi, büyük toplumsal maliyetler ödenerek kısmen kontrol altına alınmış gibi gözüken enflasyonun da şahlanması anlamına geliyor. Zaten çarşı pazar, savaş olmasa dahi alev alev idi; şimdi yangın iyice büyüyecek.
Fakat asıl büyük sorunumuz birkaç ay sonra hepimizin canını daha çok yakacak gibi görünüyor. Nedeni de gübre arzının kısıtlanması nedeniyle gıda krizi olasılığının artması…
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Hürmüz Boğazı’nda sevkiyatların durdurulmasının küresel gıda güvenliği için "sistematik bir şok" oluşturduğu kanaatinde… Tıpkı, petrolde olduğu gibi toplam gübre arzının yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Savaş nedeniyle gübre tedarik zincirinde yüzde 30’un üzerinde bir daralma yaşandığı, bozulan arz-talep dengesi nedeniyle üre fiyatlarının da yüzde 50’inin üzerinde artış gösterdiği anlaşılıyor.
Dolayısıyla üreticilerin araziye gübre atabilmesi, her çiftçinin kullanabileceği imkan olmaktan çıktı denilebilir. Artan gübre fiyatları nedeniyle savaş çıkmadan önce de sıkıntı yaşıyorduk; gübre ve mazot bedellerini karşılayamayan çok büyük bir üretici kesim vardı.
Şimdi sorun katbekat artacaktır; nitekim, kamuoyuna yansıyan bazı görüntülerde, bir zamanların karasabanıyla tarlayı ekime hazırlama yöntemlerine dönüş yapıldığı örneklerine rastlanıyor. Çünkü, çiftçi traktörüne mazot koyamıyor.
Gübre atılamaması, rekolteyi yani verimliliği düşüreceğinden gıda ürünlerinin arzını sıkıntılı hale getirecektir.
Yüksek fiyattan temin edilecek gübrenin de gübre kullanımının azalmasından kaynaklı rekolte kaybının da bizi sürükleyici nokta aynıdır; o da zaten alımı zorlaşan gıda ürünlerinin adeta Kaf Dağı’nın ötesi kadar uzaklaşması demektir.
Türkiye, tarımını tasfiye etti; köylerin boşalmasının önünü açan politikalarla kırsal kesim nüfusunu üretim ağından çıkarıp, betonlaşmış şehirlerde ruhsuz, güvencesiz, geleceksiz, her türlü sömürüye açık bir nesil yarattı ve bu nesli de adeta çürümeye terk etti.
Böylece, eskiden kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olmakla övünürken şimdi ithalat bağımlılığı içinde halkı açlık ve sefaletle boğuşur hale geldi. Bugün, en büyük banknotla bırakın eti, peyniri, bir kilo çekirdek dahi alınamıyor.
Enflasyonla mücadele zaten başarısızlığa mahkum idi. Çok uzun yıllardır uygulanan inşaat odaklı büyüme stratejileri iflas etmiş, orta sınıf çökmüş, işsizlik artmış, üretici de tüketici de nefes alamaz hale gelmişti. Şimdi AKP yönetimi, kendi hatalarının ve küçük bir zümreyi zengin etmeyi amaçlayan politikalarının ortaya çıkardığı acı sonuçları, savaşın etkileriyle açıklama yoluna gidecektir ki, bu da bizim daha uzun bir süre nefessiz kalmamız demek.
Savaşın ekonomideki tahribatı
Kelime ATA
Yorumlar