Dünyaya dehşet saçan Epstein sapığı Trump ve soykırımcı İsrail’in saldırısı, İran ile ilgili pek çok önyargı ve yanlış bilgiyi yerleyeksan ederken, yaşananlar, binlerce yıllık bir medeniyete sahip bu ülkede molla rejiminde kendiliğinden ortaya çıkan bir değişimi de ortaya çıkardı. İran’da özellikle kadınların yaşadığı ağır baskı, savaştan önce göreceli hafiflemişti. Başörtüsü yasağı halen var ama başını açan veya rejimin istediği biçimde örtünmeyen kadınlara fiili müdahale yapılmamaya başlanması, bu değişimin işaretlerindendi.


ABD-İsrail saldırısıyla hemen bir iç ayaklanma olacağı beklentisi vardı ki, bu öngörü tutmadı. Tam tersine, dünyada yenilmez güç kabul edilen ABD ve İsrail’e karşı insanın ancak hayranlık duyabileceği ve takdir edeceği onurlu bir duruş sergilendi. Sağlam bir irade geliştiren, dış müdahale karşısında meydanları dolduran İranlılar, sosyal medyada da ürettikleri içeriklerle propaganda üstünlüğünü elde etmeyi başardılar. Özellikle mersiyelerin her biri dünyada izlenme rekorları kırdı.
Kimse ülkesini terk etmedi, komşu ülkelerin sınırlarına dayanmadı. Kaçmadılar, meydanlarda meydan okudular. Molla rejiminden kaçıp batılı ülkelerde yaşayanlar bile vatanlarına dönmek için girişimlerde bulundular.
Bunlardan biri de İran sinemasının ünlü yönetmenlerinden Cafer Penahi idi. İranlı yönetmen Cannes Film Festivali’nde kazandığı Altın Palmiye ödülünün ardından hakkında verilen hapis cezasına rağmen İran’a döndü. Cafer Penahi, Şubat ayında bir uluslar arası haber ajansına yaptığı açıklamada, “Tek pasaportum var. Orası benim yurdum ve ülkeme döneceğim” demişti. İran rejimi, Penahi için af kararı çıkardı.
Mohse Namjo’nun mesajları ise kafası karışıklar için anlamlıydı. Uzun bir metinden birkaç cümlelik alıntı:
“Bu sözlerim muhalif dostlarımıza, savaş çığırtkanı dostlarımıza hitabendir. O dostlar ki, "Yeter ki mollalar gitsin, gerekirse savaş çıksın, insanlar ölsün, İran yerle bir olsun" diyerek ellerini ovuşturuyorlar. (…) Zihninizde ne var? Modern insanlık tarihinin gördüğü en sığ, en değersiz devlet adamına neden teşekkür ediyorsunuz? Atılan her füzenin vatanınızın yıkımına neden olduğunu görmüyor musunuz? Vatan topraktır, gelecektir. (…) Beyler, elli yıldır İslam Cumhuriyeti'nin akrep zehriyle hepimiz acı çekiyoruz. Ancak şu gerçeği anlamak neden bu kadar zor: Akrep zehrinin panzehiri, yılan zehri değildir. (…) Bırakın bu vatan yeniden vatan olsun. Yeniden, yeniden, yeniden vatan olsun...”
Bunun gibi sosyal medyaya düşen pek çok paylaşımda rejim muhalifi olduğu açıkça belli insanlar, rejim destekçileri ile birlikte sokaklarda birlik beraberlik görüntüsü veriyorlar. Rejim karşıtları, vatanseverlik duygularıyla antiemperyalist bir çizgide ülkesine sahip çıkarken kimi sosyal medya görüntülerinde de görüldüğü üzere rejimi destekleyenler de seküler çevrelere karşı daha ılımlı bir davranış sergiliyorlar.
ABD, İran’da rejimi değiştireceğiz derken, İran toplumunu birleştirmiş oldu. Öyle ki, halk vurulacağı açıklanan nükleer santral çevrelerinde nöbetler tutarak, bir saldırıda ölmeyi göze alacak kadar örneğine az rastlanır bir cesaret gösterdi.
Trump, ateşkesten önce “Bu gece İran uygarlığını bitireceğiz, çok korkun” diyerek tehditler savurmuş ve “Taş devrine dönecekler” demişti.


Dünyaya ancak bir emlakçı gözüyle bakabilen Trump, İran’da enerji tesislerini vurarak bir medeniyeti yok edebileceği iddiasında. Bilmiyor ki, İran’ı İran yapan, sadece tesisleri değil, 6 bin yıllık bir ruh. O ruh hiç öldürülebilir mi?