Size bir yazımda, Ankara’da Yüksel Caddesi’nde toplaşmış bir grup kızlı erkekli genç grubun küfürlü konuşmalarının bende uyandırdığı şaşkınlığı anlatmıştım. Hayatımda daha önce bir benzerini yaşamadığım için hayretler içinde kalmıştım.
Mesele, sinirlenmiş, öfke kontrolünü kaybetmiş insanların ağzından çıkan küfür değil; mesele, küfrün, normal bir konuşma dili haline gelmiş olmasıydı. Çünkü, öfke anında söylenenler –olmaması gerekir ama- bir derece kabul edilebilir ama küfürsüz konuşamıyor olmanın anlamı başkadır.
Yüksel Caddesi’nde tanık olduğum olayda, gençler kavga etmiyorlardı. Hatta çok eğlenceli bir ortam vardı, birbirlerine şaka yapıyor, gülüşüyorlardı. Ama istisnasız her cümlenin içinde burada yazmaktan hicap edeceğim sinkaflı küfür bulunuyordu. Her şeyden önce görgü kurallarına aykırıydı gördüğüm manzara.
Kamusal alanda, herkesin duyacağı biçimde böyle kaba saba konuşma şekli, benim kuşağımın alışık olmadığı bir durum. Öyle ki, onların adına ben utandığımı söyleyebilirim. Sonrasında buna benzer durumlara birkaç defa daha tanıklık edince, çağın küfür çağı olduğuna kanaat getirdim.
Küfür çağı olmasak, ABD Devlet Başkanı olan manyak bir sarı kafanın, Miami’de düzenlenen Suudi destekli Future Investment Initiative (FII) Institute zirvesinde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MBS) hakkında söylediği skandal ifadeleri duyabilir miydik? İnsanın nutkunun tutulduğu, sıtkının sıyrıldığı bir an… Skandal, şok ifadeleri bile durumu izaha yetmiyor. Dünyanın gözü önünde, mikrofonda bile, isteye şöyle diyor:
“Benim g*tümü yalamak zorunda kalacağını hiç düşünmemişti. Gerçekten hiç düşünmemişti… ABD’nin yokuş aşağı gittiği bir dönemde sıradan bir Amerikan başkanı olacağımı sanıyordu. Ama şimdi bana karşı nazik davranmak zorunda olduğunu biliyor. Bana iyi davransa iyi eder, öyle olmak zorunda.”
Böylesine terbiyesiz, densiz, manyak, aşağılık bir adama rastlamadık hiç. Her gün bir lidere, bir kesime küfrediyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, tehditkar davranıyor. Yalancılığı da cabası. Zaten yalancılığına dair rakamlar bile mevcut. ABD’nin Washington Post gazetesi, üşenmemiş, günde ortalama kaç yalan söylediğini bile belirlemiş. Buna göre Trump, günde ortalama 23 kez yalan söylüyor.
Anlaşıldığı üzere, tepeden tırnağa, yöneteninden sıradan yurttaşına kadar vasat insanların arasında büsbütün bayağılaşıyoruz. Ekranlar, sosyal medya mecraları adeta lağım gibi ve her yerden pislik akıyor. Winston Churchill, François Mitterrand, Gerhard Schröder, Willy Brandt gibi isimleri hatırladıkça insan kahrolmuyor değil. Bizde de görüşlerine ister katılalım isterse karşı olalım Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan gibi bir dönemin isimlerini hatırladığımızda siyasetin kalibresinin ne kadar düştüğünü anlarız.
Mesele şu; “Benim g*tümü yalamak zorunda kalacağını hiç düşünmemişti” dediği Suudi Prens Muhammed Bin Selman’ın nasıl bir tepki gösterdiğidir. Hakikaten Trump’un dediği gibi kendisine yapılan bu hakaretleri sineye mi çekecektir yoksa onuru olduğunu gösteren bir tepkiyi ortaya koyacak mıdır? Ama biz biliyoruz ki, Arap ülkeleri, bu terbiye yoksunu adamın hakaretlerine cevap veremeyecek kadar aciz, şahsiyet yoksunudur. Hepsi işbirlikçidir, hepsi birer kukladan ibarettir.
47 yıldır ambargo altında olmasına rağmen ülkesinin onurunu çiğnetmeyen İran’ı da işte bu yüzden sevmiyorlar. Çünkü İran, bütün dünya karşısında gösterdiği direnişle, Arap liderlerin işbirlikçiliğini, köleliğini, teslimiyetçiliğini açığa çıkarıyor; Muhammed Bin Selman ve benzerlerine onlarda olması gereken ama bulunmayan değerleri gösteriyor.