Ormanların, meraların, zeytinliklerin yok edildiği, dağların, ovaların delik deşik edilerek çölleştirildiği madencilik faaliyetleri, Türkiye’nin dört bir yanında halkın feryat figanlarına aldırılmadan sürdürülüyor.
Artvin’den Muğla’ya, Hakkari’den Tekirdağ’a ülkenin her tarafında halkın arazileri ellerinden alıyor, ÇED raporu düzenlenmesine dahi gerek duymayacak bir cesaretle milyonlarca insanın geçim kaynakları, gelecekleri tahrip ediliyor. Doğadaki bu tahribat, bir uçağa bindiğinizde çok can yakıcı, yürek dağlayıcı biçimde görülebiliyor ki, dayanabilene aşk olsun.
Gördüğünüz o çölleşme karşısında çaresizliğinize öfkeleniyor, gelecek nesiller adına kahroluyorsunuz.
Madencilik faaliyetlerini, stratejik sektör olarak gören devlet, bu alandaki yatırımları teşvik ediyor. Öyle ki, maden sahası ilan edilmeyen alan kalmadı gibi. Rakamlar çarpıcı.
1923 yılından AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılına kadar geçen 80 yılda Türkiye genelinde toplam 1186 maden ruhsatı veriliyor. Buna karşılık yalnızca 2008-2023 yılları arasındaki 15 yılda ruhsat sayısı 386 bine çıkıyor.
Orman Genel Müdürlüğü (OGM) verilerine göre ise 2024 yılında 23 bin 53 hektar orman alanı ormancılık dışı faaliyetlere açılırken, bunun 10 bin 244 hektarı doğrudan madencilik faaliyetleri için tahsis edilmiş durumda.
Şirketler KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, vergi indirimi, sigorta primi işveren hissesi desteği, faiz veya kâr payı desteği ve yatırım yeri tahsisi gibi çok sayıda teşvikten yararlanıyor. Ayrıca, şirket ürettiği madeni yurt içinde kendi tesisinde işleyerek ek katma değer yaratırsa devlet hakkının yüzde 50’si alınmıyor. Altın, gümüş ve platin işlemeciliğinde halen devlet hakkının yüzde 40'ı, birçok metalik madende ise yüzde 50'si alınmıyor.
Dağ taş maden sahası ilan edildi ama peki bu madencilik sektörünün ülkeye kazandırdığı değer nedir? Ekonomi içinde bir ağırlık oluşturuyor mu?
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) verilerine göre son beş yılda toplamda tahakkuk eden devlet hakkı 48 milyar lira. Buradan bütçeye kaydedilen miktar ise 22 milyar lira. Yani yaratılan değerin yarısı şirketlere gidiyor ve bu şirketlerin büyük çoğunluğu da yabancı olduğundan ülkeye bir şey kalmıyor.
TÜİK’in verilerine göre bu kadar geniş çaplı yürütülen madencilik faaliyetlerinin ekonomideki payına ilişkin rakamları ise tam bir hayal kırıklığı. Çünkü madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2020 yılında yüzde 1,1. Bu rakam 2021 ve 2022 yıllarında yüzde 1,3 olarak tespit ediliyor. 2023 yılında yüzde 1’e, 2024 yılında ise yüzde 0,9’a geriliyor.
En son açıklanan TÜİK verileri de GSYİH içindeki madenciliğin payının yüzde 1’leri hala geçemediğini ortaya koyuyor.
Bu durumda madencilikten kimin kazandığı ve kaybettiği sorusu da karşılığını buluyor.
Kazananlar kategorisinde şirketler bulunuyor.
Kaybedenler ise talan edilmiş, kirletilmiş doğayla baş başa bırakılan, mülksüzleştirilen, geleceği ellerinden alınan milyonlarca insan…