Ankara’da yapılacak NATO zirvesi, daha zirve gerçekleşmeden ülkenin gündemine oturdu. Nasıl bir sonuç çıkacağını, dünyanın ve bölgenin yeniden şekillendirilmesi sürecinde Türkiye’ye nasıl bir rol verileceğine dair öngörülerimiz olsa da tam olarak bilmiyoruz ama alınan olağanüstü güvenlik önlemleriyle sıradan her yurttaşın hayatını şimdiden etkiledi bile.
Ankara’da adeta sıkıyönetim ilan edilmiş durumda. Her türlü etkinlik, mezuniyet, düğün ve nişan törenleri yasaklandı.
Yollar, köprüler, havaalanları yapıldı, havaalanı güzergahında bulunan binaların dış cepheleri ücretsiz boyandı. Kötü görüntüleri kapatmak için yol kenarlarına bariyerler konuldu. Mazgallar yol seviyesiyle eşitlendi.
Ne yapacaklarını bilemeyen ve şekilden şekile giren yöneticilerimiz ABD Büyükelçiliği önünden geçen caddenin orta refüjüne Helenistik, Roma ve Bizans mimarisinden izler taşıyan sütunlar, vazolar koydular.
Öyle hummalı bir çalışma var ve yollar öyle hızlı bir şekilde asfaltlanıyor, düzenleniyor, boyanıyor ki, Ankaralı bir vatandaş bölgesinde adeta Alaattin’in Sihirli Lambası’ndan çıkan cinin yarattığı mucizevi işleri hatırlayarak "20 senedir burada oturuyorum, 1 gecede tüm yollara asfalt attılar” diye yazdı.
Az gelişmiş bir zihniyetin aşırı kompleksli ruh hali bu.
Bütün bu makyaj faaliyetleri, bana gazeteciliğe başladığım 1990’lı yılları hatırlattı. Aradan 30 yılı aşkın bir zaman geçmiş ama hiçbir şey değişmemiş olduğunu anlamak insanı acı acı gülümsetiyor. Çünkü dönemin Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin en önemli dertlerinden biri havaalanı yolunda sağlı sollu dizilmiş ve ilkel yaşam şartlarına sahip, görüntü bakımından da hayli çirkin gecekondu evlerinin, Ankara’nın ve Türkiye’nin imajını sarsmaması için ıslah edilmesiydi. Sık sık havaalanı yolunda dönüşüm çalışmaları gerçekleştirileceği belirtilir, takvim verilir ama bir türlü sonuca ulaşılamazdı. Güzergah üzerindeki evlerin tek tip boyanmasından tutun da bölgenin yenilenmesine dair neler konuşulurdu neler?
Bu, son derece çarpık bir zihniyet… Ülkenin yöneticisi, kentin valisi, belediye başkanı için mesele, o gecekondulardaki ilkel yaşam şartları değil, bu çirkinliğin batılı diplomatlarca görülmesiydi. Diplomatlar, yabancı heyetler o gecekonduları görmediği ölçüde herkesin vicdanı rahattı. Bu aslında bizim sorunları çözme biçimimize dair çok temel bir gösterge sunuyordu. “Pisliği halının altına süpür, kimse görmesin” şeklinde izah edilebilecek bu yaklaşımın hala geçerliliğini koruması Türkiye açısından hazin verici bir manzara.
Ankara’nın çirkinliklerini, yoksul mahallelerini bariyerlerle kapatarak görünmez kılma başarılsa da bu NATO zirvesinde asla unutturulamayacak baskı, gözaltı ve tutuklamalar da var. İşte onları halının altına süpürmek öyle kolay değil.
Çünkü basına uyguladığımız ambargo ile NATO’nun tarihinde bir ilki gerçekleştiren ülke olduk. Zirveyi izlemek üzere başvuru yapan Halk TV, Cumhuriyet, Sözcü, BirGün, Evrensel, Nefes, ANKA, İlke TV ve Medyascope’un da aralarında bulunduğu çok sayıda medya kuruluşunun akreditasyon talebi reddedildi. NATO Sözcüsü Allison Hart’ın açıkça söylüyor:
“NATO Zirvesi'nin, düzenlendiği ülkedeki gazeteciler tarafından izlemesi ile ilgili değerlendirme, ev sahibi ülkenin inisiyatifindedir."
İktidar sadece kontrolündeki medyayı akredite etmek ve diğerlerini sansürlemek suretiyle hem medya özgürlüğünü hem de demokrasinin standartlarını ne kadar düşürdüğünü bizzat ilan etmiş oldu. Bu konuda herhangi bir açıklama yapma gereği dahi duymuyor. Baskıcılığında o kadar ileri gidiyor ki, TEMA gönüllülerini bile örgüt üyesi ilan edebiliyor; 60 yaşını geçmiş, kendini doğaya vermiş “teyze”lere, militan muamelesi yapıp, tutuklatabiliyor.
Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Emel Memiş dahi bu “terörist” listesine girdi. Akıl alır gibi değil.
NATO toplantısı, tarihi zirve olacak belli. Ama bu toplantı vesilesiyle 6-7 milyonluk bir şehre tam kapatma uygulaması da dünya tarihinde geçecek cinsten.
NATO zirvesinin dışa vurduğu
Kelime ATA
Yorumlar