Özellikle sosyal medya hesapları üzerinden açılan ikinci el eşya alım satım sayfalarını, internet sitelerini izlemek bende uzun zamandır takıntıya dönüştü. Çünkü, toplumdaki ekonomik çöküşü, yoksullaşmayı, sefaleti en belirgin şekilde gösteren mecralar haline geldi. Paralel evrenlerden konuşan yandaşlardan, sözüm ona kanaat önderlerinden, gazetecilerden daha sahici oldukları kesin. Türkiye’nin içinde bulunduğu buhranın feci boyutlarını gösteren sözkonusu ilanlar, toplumdaki tabakalar arasındaki geçişleri de ortaya koyması bakımından kıymetli göstergeler.
İkinci el mecralarında önceleri ancak istisnai sayılabilecek örnekler, çoğalıp yaygınlaştı. Eskiden gümüş çatal kaşık takımlarının satışına pek denk gelmezdim, şimdi bu tür ilanlara sık sık rastlıyorum.
Gümüş kaşıklar, çatal bıçak takımları, orta ve orta üst sınıf ailelerin kullanabileceği türden ev eşyalarıdır. İşler zorlaştığında, geçim sıkıntısı baş gösterdiğinde, eve ekmek getirme derdi başladığında gümüş takımlar da tıpkı altın gibi hemen nakte çevrilebilecek değerli metaller sınıfındadır.
Bunlar, hem bir statü göstergesidir hem de kara gün akçesi olarak değerlendirilir. Bu eşyaların satışa sunulması, ekonomik zorlukların ve toplumsal değişimin alamet-i farikalarındandır ve orta-üst sınıfın statü kaybına dair de fikir verir. Gümüş takımların satışlarında artış varsa bu durum orta sınıfın tasarruflarının tükendiğini ve günlük ihtiyaçlarını karşılamak için varlıklarını satmak zorunda kaldığını gösterir.
Şimdi siyasi ömrünü tüketmiş eski ANAP’in Genel Başkanı ve katıksız bir liberal olan Turgut Özal’ın evi ayakta tutan orta direğe benzettiği orta sınıfın Türkiye’de çöktüğü artık apaçık ortada. 2018 yılından beri derinleşen krizden nasıl çıkılacağı konusunda herhangi bir ciddi program ortaya konulmadı. Gelir ve servet dağılımı öylesine bozuldu ki, orta sınıf eridi, toplum uçlarda toplandı.
Geçen hafta yayınlanan bir istatistik, bu adaletsizliği, zenginin daha zengin olduğunu ortaya koydu. UBS Küresel Servet Raporu'na göre Türkiye, 2025 yılında dolar milyoneri sayısındaki artış oranında dünyada ikinci sıraya yerleşti. Türkiye'deki dolar milyoneri sayısı bir yılda yüzde 6,4 artarken, ülkeye 5 bin 650 yeni milyoner eklendi. Listenin zirvesinde yüzde 8'lik artışla Litvanya yer alıyor. Türkiye, bu rakamlarıyla birçok gelişmiş ekonomiyi geride bırakıyor. Enflasyonu yüksek ülkelerde paradan para kazananlar servetlerini, finansal varlıklarını kat kat artırırken yoksulluk da yaygınlaşıyor.
Bir önceki yazıda Prof. Dr. Aziz Çelik’in aktardığı bilgilere referansla en düşük emekli maaşı alanların sayısının yıllara göre nasıl arttığını belirtmiştim.
Düşünün; 2019 yılında en düşük emekli aylığı alanların oranı yüzde iken ocak 2026 itibariyle bu rakam yüzde 30’a çıkıyor. Son düzenleme ile bu oran yüzde 31 oluyor. En düşük aylığa mahkum emekli sayısı da 800 binden 4 milyon 900 bine yükseliyor. İşletmeler kapanıyor, gıdadan giyime bütün sektörlerde daralmalar yaşanıyor, işsizlik, barınma, sosyal güvenlik gibi sorunlar dayanılmaz boyutlara çıkıyor.
İkinci el pazarındaki gümüş takımların sayısı artmışsa, biri yiyor binlerce milyonlarca insan bakıyorsa orada içiten içe biriken bir öfke ve isyan da vardır.