CHP’nin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandırılan mutlak butlan kararı nihayet açıklandı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, 4-5 Kasım 2023’teki CHP kurultayının ‘mutlak butlanla’ sakatlanmış olduğuna, mevcut yönetimin görevden uzaklaştırılmasına ve önceki yönetimin “tedbiren görev üstlenmesine’ karar verdi. Böylece, önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, yeniden parti yönetimine gelmiş oldu.

Bu kararla birlikte, hiç istenmeyen utanç verici manzaralarla karşı karşıya kaldık. CHP Genel Merkezi’ne girmek isteyen Kılıçdaroğlu ile mahkeme kararına karşı direnen Özgür Özel/Ekrem İmamoğlu taraflarının arasında yaşananlar dehşet vericiydi. 25 yıllık bir iktidarın uygulamaları nedeniyle canından bezmiş milyonlarca insanın ana muhalefet partisine karşı korumak istediği umutlarının tükendiği anlardı o anlar.

Adım kadar eminim, artık toplumsal desteği azalmış, kendisine çıkış arayan iktidar için aransa da bulunmayacak bir tablo var şimdi. Keyifle, çekirdek çıtlatarak izliyor olan biteni ve yine eminim ki, siyasi zekasının mahirliği ile övünüyor.

100 yıllık parantez kapatılırken CHP’nin varlığını devam ettirmesine elbette ki müsaade edilemezdi. Siyasal İslamcı zihniyetin semboller üzerinden yürüttüğü ve adım adım Türkiye’yi çıkışı belli olmayan bir karanlık tünel içine sokmasının bir parçası da CHP’nin tasfiye edilmesi veya kolu kanadı kırık, etkisiz bırakılmasıdır.

Açıkça söylemek gerekirse benim nezdimde Ekrem İmamoğlu’nun savunulur bir tarafı yoktur. Çünkü, aşırı ihtirası ile bugünkü kaotik ortamın oluşmasında baş aktördür.

Daha 2019 yılında belediye başkanlığına seçildiğinin ertesi günü İstanbul’un sorunlarını çözmek için kafaya yoracağına, cumhurbaşkanlığı kampanyasına başlamış, parayla sadakat oluşturmaya çalışmış, Saraçhane mitinginde de sırıttığı gibi başka partilerin genel başkanlarıyla kurduğu garip ilişkilerle adaylığını dayatmak istemiş, 2024 seçimlerinden sonra da adaylığını ilan ettirerek olası adayların önünü haksızca kesmiştir. Ve nihayetinde kurduğu oyunun, aklının önünde giden ihtirasının kurbanı olmuştur.

Fakat, bugün mutlak butlan kararını savunmak da bir o kadar yanlıştır ve açıkça işlenmiş hukuksuzluğa destek vermektir. Yüksek Seçim Kurulu’nun sonuçlandırdığı bir kurultay, yargı kararı ile iptal edilebiliyorsa bunun anlamı Anayasa’da belirtilen seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesidir. Çünkü YSK’nın yasal süre ve şartlara uygun olarak verdiği kararlar kesindir; sonrasında yargılama konusu yapılamaz. Son kararla, aslında Yüksek Seçim Kurulu’nun da işlevsiz hale getirildiğini, lağvedildiğini kabul edelim.

Sandığın ortadan kaybedilmesi, muhalefeti olmayan bir otoriter ülkenin inşasıdır; hanedanlık rejimine giden yolun kapılarının ardına kadar açılmasıdır. Seçmende, oy kullanarak iktidarın değiştirilebileceğine dair düşüncenin köküne kibrit suyu dökülmesidir.

Meclisin, siyasi partilerin, medyanın, sivil toplum örgütlerinin, anayasanın lağvedilmesi karşısında toplumun bütün kesimlerinin hukuku savunması gerekir.

Mesele, CHP’nin kurultayının iptalinin çok ötesinde anlam taşımaktadır. Burada sadece CHP’ye değil Türkiye’ye de kurulmuş tuzak vardır; dolayısıyla butlan kararı ile yeniden parti yönetimine getirilen Kılıçdaroğlu’dan beklenen şey bu tuzakları bozmasıdır.

Aksi takdirde sadece kendisi değil tüm Türkiye, bu sürecin altında kalacaktır.