1763’te Rus Çarlığı’nın Kafkasya’yı ele geçirmek amacıyla başlattığı Rus-Çerkes savaşları, yaklaşık yüz yıl boyunca devam etti ve tarihin en büyük zorunlu göçlerinden biriyle sonuçlandı. Çerkes halkı, Kuzey Kafkasya’daki topraklarını korumak için uzun yıllar boyunca Rus ordusuna karşı direndi. Ancak savaşların sonunda, 21 Mayıs 1864 tarihinde Rusya bölgedeki direnişi resmen sona erdirdi. Bu tarih bugün Çerkesler tarafından sürgün ve yas günü olarak anılmaktadır.
Rus İmparatorluğu’nun amacı yalnızca askeri zafer elde etmek değildi. Karadeniz kıyılarının kontrolünü sağlamak, bölgeyi Slav nüfusla yeniden iskân etmek ve Osmanlı ile bağlantıları kesmek istiyordu. Bu nedenle Çerkes halkının büyük kısmı ya bölgeden sürülmeli ya da tamamen etkisiz hale getirilmeliydi. Rus komutanlarının raporlarında “yerli nüfusun temizlenmesi” ve “dağlıların bölgeden çıkarılması” gibi ifadeler açıkça yer alıyordu.
Savaşın son yıllarında Çerkes köyleri sistematik biçimde yakıldı, tarım alanları yok edildi ve halk kıyı bölgelerine sürüldü. Binlerce insan açlık ve hastalık içinde Karadeniz kıyılarında haftalarca bekletildi. Ardından Osmanlı topraklarına gönderilmek üzere kapasitesinin çok üzerinde insan taşıyan gemilere bindirildiler. Yolculuk sırasında kolera, tifüs ve açlık nedeniyle çok sayıda insan hayatını kaybetti. Pek çok gemi kıyıya varmadan adeta yüzen mezarlara dönüştü. Bu zorunlu göç ve soykırımda Çerkes nüfusunun %92 ile %97'sinin hayatını kaybettiği verilerle kanıtlanmıştır. Ölü sayısına dair kesin rakamlar hâlâ tartışmalı olsa da tarihçilerin büyük bölümü yüz binlerce Çerkesin yaşamını yitirdiği konusunda hemfikirdir. Bazı araştırmalara göre 1 ila 1,5 milyon Çerkes sürgün edildi; bunların yüz binlercesi yolda veya sürgün koşullarında öldü. Bu nedenle birçok akademisyen ve insan hakları araştırmacısı yaşananları etnik temizlik ve soykırım olarak tanımlamaktadır.
Hayatta kalanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı bölgelerine dağıtıldı. Bugün Türkiye, Ürdün, Suriye ve Balkanlar’daki Çerkes diasporasının temel nedeni budur. Özellikle Türkiye, dünyadaki en büyük Çerkes nüfusuna ev sahipliği yapmaktadır. Ancak sürgün yalnızca fiziksel bir kopuş yaratmadı; dil, kültür ve toplumsal yapı üzerinde de derin yaralar bıraktı. Zamanla birçok Çerkes anadilini kaybetti, geleneksel yaşam biçimleri parçalandı.
Günümüzde Çerkeslerin mücadelesi büyük ölçüde tarihsel tanınma, kültürel haklar ve hafızanın korunması etrafında şekilleniyor. Dünyanın farklı ülkelerindeki Çerkes örgütleri, 1864 olaylarının resmen “soykırım” olarak tanınması için çalışmalar yürütüyor. Şu ana kadar bu tanımı resmen kabul eden az sayıda ülke bulunuyor. Bunun yanında anadilin yaşatılması, kültürel mirasın korunması ve diaspora kimliğinin kaybolmaması için eğitim ve kültür faaliyetleri düzenleniyor.
21 Mayıs anmaları bugün yalnızca geçmişte yaşanan bir felaketin hatırlanması değil, aynı zamanda kimliğini koruma mücadelesinin de sembolü haline gelmiş durumda. Çünkü Çerkesler için mesele yalnızca tarihte yaşanan büyük bir acının tanınması değil; dağıtılmış bir halkın hafızasını ve kültürünü geleceğe taşıyabilmesidir.
Bugün dünyadaki Çerkes nüfusunun büyük bir kısmına ev sahipliği yapan Türkiye Cumhuriyeti halen Çerkes Soykırımı'nı bir soykırım olarak tanımlamamaktadır, sadece Ukrayna ve Gürcistan devletleri bu tanımayı gerçekleştirmiştir ve bu konuda Çerkes / Kafkas diasporası hukuki mücadelelerini devam ettirmektedir.