Bugüne kadar birçok ülkede yerli işbirlikçiler yaratarak, istihbarat kuruluşlarını devreye sokarak birçok operasyon gerçekleştiren ABD, başka ülkelere müdahalede eşik atladı. Trump, uzun zamandır tehdit ettiği, teslim olmasını istediği Venezuela’nın başkentini bombaladı, yapılan resmi açıklamalara göre de Maduro ve eşini bir rivayete göre yatak odasından alarak ABD’ye kaçırdı.

Herhalde dünya tarihinde böyle bir olay yoktur ve ABD’nin dayatmalarını kabul etmeyen veya zoraki bir ilişki sürdüren her lider, “bir gün beni de böyle kaçırırlar mı?” diye karabasan görüyordur. Çünkü siyasal ve askeri tarih bakımından çok başarılı bir operasyon olduğunu söyleyebiliriz. Bir ülkenin bir başka ülkenin devlet başkanını böylesine kolayca alaşağı ediyor olması dehşet verici bir durumdur.

Maduro, bir süre önce Trump tarafından terör örgütü lideri olarak ilan edilmiş ayrıca ABD donanması da Venezuela kıyılarına yığınak yapmaya başlamıştı. ABD’nin ambargosu nedeniyle ülke ağır bir ekonomik buhran içindeydi. Bir süre önce yaptığı konuşmada da “Bir daha Vietnam yok! Bir daha Somali yok! Bir daha Irak yok! Bir daha Afganistan yok! Bir daha Libya yok!” diyordu.

ABD, müdahalesini Venezuela’nın narko devlet olduğu iddiasına dayandırsa da buna kimse inanmıyordur herhalde. Çünkü mesele, ABD emperyalizminin doymak bilmeyen saldırganlığıdır. Grönland’ı isteyen, Gazze’yi Filistinlilerden arındıran, dünyanın neresinde değerli madenler varsa oraya çökmek isteyen Trump, Venezuela’nın da zengin petrol kaynaklarına el koyma arzusuna sahip. Ayrıca Çin ve Rusya ile birlikte hareket eden bu ülke, küresel güç mücadelesinin de bir parçası konumunda.

Zaten, Maduro’nun yakalanmasından sonra ağzını tutamayan veya güç sarhoşluğundan olsa gerek Trump’ın yaptığı açıklama gayet açık ve anlaşılır mesajlar içeriyor. ABD emperyalizminin bütün çirkin yüzünü ortaya koyan cümlelerle şöyle diyor Trump:
“Güvenli, adil yönetime kadar olayı biz yöneteceğiz. Adalet ve barış istiyoruz Venezuela için. Oradayız ve orada kalacağız. Uygun bir geçiş gerçekleştirilene kadar orayı yöneteceğiz. Venezuela'daki petrol ticareti sıkıntıdaydı. Potansiyeli oranıyla düşük oranda pompalanıyordu. En büyük petrol şirketlerimiz oraya gelecek ve kötü alt yapıyı düzenleyeceğiz. Bütün petrol altyapısını yeniden inşa etmemiz gerekiyor.”

Güç sarhoşluğuna kapılmış bir liderin hezeyanları bunlar. Ve bize, kovboy filmlerinden aşina olduğumuz kasabanın şerifinin “kanun benim” deyişini hatırlatıyor. Öyle bir fütursuzluk ki, devletlerin egemenlik haklarını, bir ülkenin iradesini hiçe sayıyor, uluslar arası sözleşmeleri, hukuku ağır şekilde ihlal ediyor, istediğini terörist ilan ediyor, Suriye’de kafa kesen Colani örneğinde olduğu gibi istediğine meşruiyet kazandırıyor ve dünyanın her yerine el koyma hakkını kendinde buluyor.

Ne demektir? Bir ülkenin, bir başka ülkenin devlet başkanına, emperyal amaçlarına meydan okuduğu için operasyon düzenlemek, o ülkenin yönetimini ilga etmek… Artık, güçlü devletler çıkarları öyle gerektirdiği için zayıf devletlere doğrudan müdahale mi edecek? Artık hiçbir ahlaki fren, hiçbir sınır kalmadı mı?

Venezuela operasyonu bize bu sorulara “evet” cevabını verdiriyor. Bunun adı eşkiyalıktır, haydutluktur, zorbalıktır. Öyle bir özgüven içindeler ki, eskiden ABD istihbarat kuruluşları aracılığı ile veya o ülkelerde devşirilen insan kaynakları ile bir takım müdahalelerde bulunulurdu ve bunlardan yıllar sonra haberdar olunurdu. Şimdi ise tamamen açıktan yapılıyor ve bu güç gösterisinden haz alınıyor. Tüm dünya tehdit ediliyor; boyun eğmeye zorlanıyor.

Dünya, bu haydutluğa izin vermemeli. ABD ve İsrail emperyalizminin daha çok sömürü, daha çok kan ve gözyaşı demek olan saldırganlığına boyun eğmemeli. Bu zorbalığa dur denilmezse yarın hangi ülkenin liderinin derdest edileceği, yönetimine el konulacağı belli değildir.

ABD ve İsrail'e karşı dünya yekvücut olmalı; aksi takdirde gezegenimiz bir cehenneme dönüşecek.