2002 yılından beri her dönemde kendisine mutlaka bir müttefik bulan, kimi zaman liberallerle kimi zaman kendine sol diyen bazı gruplarla, merkez sağ ve sol ile tarikat ve cemaatler ile konjonktürün gerektirdiği ihtiyaçlar doğrultusunda ittifak siyaseti güden AKP’nin izlediği pratiğin sonuç verdiğini söyleyebiliriz. Çünkü 23 yıldır iktidarda kalmayı başaran bir parti var karşımızda. Toplumu kutuplaştıran, etnik ve dini grupları birbiriyle çatıştırırken kendine bir yandaş bir de karşıt cephe oluşturan bu siyaset tarzı, duruma göre çok kolay biçimde düşman yaratabiliyor.

Siyasal İslamcı iktidarın düşman kadrosunda yeni istihdam edilen çevre şu sıralarda CHP olarak karşımıza çıkıyor. Birinci çözüm sürecinde birlikte yol yürüdüğü Kürt siyasetini, 2015 yılı seçimlerinden sonra düşmanlaştıran AKP, DEM Partisi’nin kapatılmasını, hazine yardımlarının kesilmesini isteyen MHP ortaklığındaki Cumhur ittifakının Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak dümeni kırması, bambaşka bir konjonktür yarattı. 2024 yılında CHP’nin birinci parti çıkması, çok sayıda belediyeyi alması, Adıyaman gibi bir tarikat yuvası şehirde bile güç elde etmesi de iktidar açısından içerideki sıkışmışlığın ifadesiydi.

Hal böyle olunca, bizzat Bahçeli’nin “Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun” çağrısıyla başlayan ve adına “Terörsüz Türkiye” denilen süreçte DEM, bir anda makbul parti ilan edildi. Bu gelişme Türkiye’de diyalog ve barış ortamının sağlanacağı konusunda bir iyimserliğe yol açarken paradoks oluşturacak biçimde CHP’li belediyelere operasyonlar başlatıldı. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’le başlayan, İmamoğlu ile devam eden ve dalga dalga halen devam ettirilen bu süreçte CHP’nin neredeyse belediye başkanı kalmadı gibi.


CHP, etkin bir toplumsal bir muhalefet yürütüyor şimdi. Gerçi bu muhalefet, içeri alınan belediye başkanlarının çıkmasını sağlayamadı, yenilerinin gözaltına alınmasını engelleyemedi ama muhalefeti diri tutmaya yaradığı söylenebilir. O yüzdendir ki, Erdoğan, Özgür Özel’e “bırak sokakları Ankara’da siyaset yap” diyor.
CHP’nin kriminalleştirildiğini, yalnızlaştırılmak istendiğini fiili uygulamalardan, siyasetin dilinden, sosyal medyada troller üzerinden yapılan kara propagandalardan net biçimde anlıyoruz. Ama öyle bir yazı yayınlandı ki, yaşadığımız sürecin tam olarak adını koyduğu gibi bütün taşları yerine oturtuyor.

Yazının sahibi Prof. Dr. Zakir Avşar. Sadece bir akademisyen değil aynı zamanda AKP’nin yürütme kurulu üyelerinden… Dolayısıyla yazdıklarının partinin ve iktidarın genel yaklaşımını yansıttığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir internet sitesinde yayınlanan yazının her cümlesi ayrı bir analiz konusu olacak nitelikte. Birkaç cümlesi sanırım bir fikir verir:


“CHP, ana muhalefet partisi olmaktan çıkarak; kurulu anayasal, yasal, meşru siyasal düzeni parçalayıcı, kuralsız, hukuk tanımaz ve yıkıcı bir siyasi tarz inşa peşinde. Bu hal, bir yandan milletin değerleriyle çatışan ideolojik marjinallikleri, diğer yandan da belediyeler üzerinden şekillenen rant ve yolsuzluk düzenini iç içe geçirerek Türkiye'nin önünde yeni bir tehdit haline dönüşmekte. (…) CHP, meşruiyet içinde muhalif olmayı değil; giderek marjinalleşmiş, radikalleşmiş, hukuk ve sistem dışına çıkmış bir siyaset tarzını benimsiyor. (…) CHP'nin artık herkes tarafından fark edilen seküler faşizme kayan siyaset tarzı, toplumun geniş kesimlerinden uzak, ideolojik olarak dar ve kentli elit bir azgın azınlığın duyarlılıkları etrafında şekilleniyor. Bu siyaset tarzı, halkın kararını ve temsil gücünü tanımayan, kurumlarla savaşan, sistemi içeriden felç eden bir şuurdan yoksun duruştur.”

Sadece bu yazı değil, parti yöneticilerinin söylemleri, iktidarın uygulamaları da CHP’yi yeni tehdit ve tehlike olarak algılatmaya dönük… Çünkü CHP, birinci parti, yakın bir seçimde iktidar alternatifi ve AKP yönetiminin de iktidarı bırakmaya hiç niyeti yok. Üstelik, yıktığı Cumhuriyet’in yerine inşa etmeye çalıştığı, bu konuda epey mesafe aldığı ama adını kağıt üstünde bir türlü koymadığı/koyamadığı süreci tamamlayabilmesi için CHP’nin güçsüzleştirilmesi, kriminalleştirilmesi gerekiyor.

Artık ajandasındaki gizliliği ifşa olmuş AKP nezdinde CHP, Cumhuriyet’in son “kalıntısı”… Kemalizmle, Cumhuriyet’le özdeş o kalıntıyı ortadan kaldırmak istiyor.
ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Anadolu Ajansı’na 30 Haziran’da verdiği demeçte “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki millet sistemi farklı grupların merkezi sistemdeki varlıklarını yüzlerce yıl sürdürmelerine imkân verdi” demesi boşuna değil. Bu anayasa CHP’nin birinci parti olduğu mevcut konjonktürde çıkarılamaz. O halde tasfiye edilmiş veya kolu kanadı kırılmış CHP, Öcalan üzerinden Cumhur İttifakı’na bir şekilde iliştirilmiş DEM, yeni rejimin inşasını kolaylaştıracaktır.
Büyük fotoğraf bize meselenin salt belediye başkanlarının tutuklanmasından ibaret olmadığını, daha büyük bir planın hayata geçirilmek istendiğini gösteriyor.