2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinde şiir ve türkü söylemek, semah dönmek üzere şehre gelen bir avuç insan, kuşatıldıkları otelin ateşe verilmesi suretiyle katledildi. Bu katliam, toplumsal hafızamızda çok derin izler bıraktı ve ne zaman bir binada kıstırılmış insanlar görsek hep “Madımak gibi” benzetmesini yapar olduk.
“Allahü Ekber”, “Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” gibi sloganlar eşliğinde gerçekleştirilen Madımak katliamı, bizim hem siyasi hem de toplumsal tarihimizde çok sert bir kırılma yarattı. Bu yıl, katliamın 32. Yılı idi; başta Sivas olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında katledilenler anıldı; benzer bir katliamın yaşanmaması için topluma da devlete de yüzleşme çağrıları yapıldı.
“Madımak gibi” benzetmesi son olarak mizah dergisi Leman’ın binasının bir grup radikal İslamcı tarafından kuşatıldığında yapıldı. Arada 32 yıllık bir zaman vardı ama sanki 1 Temmuz 2025 tarihinde Leman binası önünde şeriat sloganları atan grup, 1993 yılının 2 Temmuz’unda Madımak Oteli önündeki güruhtu.
1993 yılında Aziz Nesin’i bahane edenler, 2025 yılı İstanbul’unda bir karikatürde Hz. Muhammed’in tasvir edildiği iddiasıyla sokağa dökülenlerle aynıydı. Oysa Leman dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Akgün, konuya ilişkin açıklamalarda bulunurken söz konusu karikatürün Hz. Muhammed'i tasvir etmediğini ısrarla belirtmekteydi. “Bu eserde İsrail’in Gazze’deki bombardımanlarında öldürülen bir Müslüman’ın adı Muhammed olarak kurgulandı. İslam dünyasında 200 milyondan fazla insanın adı Muhammed. Bu karikatürün Muhammed Peygamber ile alakası yok. Biz böyle bir riski asla almazdık!” dedi demesine ama söylediğinin anlamı yoktu.
Çünkü, gerçeğin ne olduğunun önemi bulunmuyordu, din istismarcılığı, kışkırtıcılık bu topraklarda dinci-milliyetçi grupların öteki olarak gördükleri grupları katletme, sindirmeleri için hayli işlevsel bir yöntemdi. Nitekim, yine Allahü Ekber sloganları atıldı yine din istismarcılığı yapıldı, halkın duyguları tahrik edildi. Madımak önünde “yak ulan yak” diyenler bu kez “Ya onlar ölecek ya da biz öleceğiz” diye adeta lince çağrı çıkarttılar.
Tahrik mekanı da hiç değişmemişti. Cami cemaati Leman dergisi binasının önünde toplanarak binaya saldırdı. Ertesi gün, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın, 1 Temmuz günü için ilan ettiği 24 saatlik eylem ve etkinlik yasağına rağmen, hilafet bayrakları taşıyan bir grup Taksim Camii önünde toplanarak basın açıklaması yaptı.
Ellerinde hilafet ve tevhid bayrakları olduğu halde Taksim camisi önünde toplananları devletin kolluk kuvvetlerinin seyretmesi hiç yabancısı olduğumuz bir uygulama değildi. Sivas’ta da şeriat yanlısı, laiklik aleyhtarı sloganlar atarak kent merkezinde yürüyüş yapan saldırganlar 8 saat boyunca etkisiz hale getirilmemişti.
Olayları yorumlama biçimimizde bile bir fark yoktu. O gün “Şükürler olsun ki otelin önündeki vatandaşlarımızdan kimsenin burnu dahi kanamamıştır” diyen bir başbakanımız vardı; 2025 yılının Türkiye’sinde de Leman dergisinin çalışanlarını ters kelepçe ile gözaltına alan, utanç verici gözaltı işleminin kaydını gururla sosyal medya hesabından servis eden bir İçişleri Bakanımız… Geçmişte 33 insanın vahşice öldürüldüğü katliamı, tahrikle açıklayarak masumlaştıranlar olduğu gibi popülist tavırla İBDA-C’lilerin saldırganlığını meşrulaştıranlar adeta birbiriyle yarıştı.
Şeriat sloganları atan grubun açıklaması dikkat çekici bir ayrıntıya sahipti. Madımak Katliamı’na göndermede bulunulurken “32 yıl önce Madımak’ta mücadele ettiğimiz zihniyet ile bugün Leman denilen derginin zihniyeti tamamen aynıdır” deniliyordu.
Aslında önemli bir gerçeği ifade ettiler. O da 32 yılda hiçbir şeyin değişmediğini… Madımak’tan Leman’a giden bir yol olduğunu…
Bağnazlık olduğu gibi hatta eskiye nazaran daha da cesaret kazanmış vaziyette herkese parmak sallıyordu.
Her yurttaşına, eşit mesafede olması gereken devlet için de bir makbul vatandaş bulunduğunu, bir de düşmanlaştırdığı, azgın kalabalıkların onları boğazlamasına seyirci kaldığı “ötekileri” olduğunu gördük.
Yeterince dramatik değil mi? Adalet, eşitlik, demokrasi, insan hakları bakımından bir arpa boyu bile yol alamamışız; hatta gerilemişiz.