Daha önceki yıllarda batılı ülkelerin genellikle ittifak içinde davrandığı Davos zirvelerinin sonuncusu artık bir dönemin sonuna gelindiğinin ilanı oldu. Anladık ki, ekonomik açıdan dünyanın her yerinde büyük bir gelir dağılımı adaletsizliği yaşayan milyarlarca insanın öfkesinden korkulduğu gibi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzen de çökmüş bulunuyor ve batı artık yeni ittifak arayışları içine girmiş durumda.
Zirveye katılan Trump’un delilikleri sıralamakla bitmez. Avrupalı delegelere hitaben, “Eğer biz olmasaydık, hepiniz Almanca, biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz,” derken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gözlerindeki sağlık sorunu nedeniyle taktığı güneş gözlükleriyle alay etti. Grönland’dan söz ederken adayı “büyük, güzel bir buz parçası” diye tanımladı, “rüzgâr enerjisini “yeni bir yeşil dolandırıcılık” şeklinde nitelendirdi ve Çin’de rüzgar çiftliği bulunmadığını söyledi. Yetmedi, “Somalililerin zekâsı sandığımızdan yüksek” dedi.
Zirveye bu yıl Kanada Başbakanı Mark Carney’in konuşması damgasını vurdu. Uzun süre ayakta alkışlanan konuşmasında Carney’in yaptığı en önemli saptama düzenin değiştiğini ifade edip mevcut süreci “bir kopuş” olarak tanımlaması oldu.
“Her gün büyük güç rekabeti çağında yaşadığımız bir kez daha hatırlatılıyor,” diyen Carney’in önemli sözleri şöyle:
“Kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine göre farklı bir titizlikle uygulandığını biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ritüellere katıldık. Söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumu büyük ölçüde görmezden geldik. Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım: Bir geçişin değil, bir kopuşun ortasındayız. Entegrasyon, sizi tabi kılan bir kaynağa dönüştüğünde, karşılıklı fayda üzerinden entegrasyon yalanıyla yaşayamazsınız. (…) Son 20 yıldır finans, sağlık, enerji ve jeopolitik alanlarında yaşanan bir dizi kriz, aşırı küresel bütünleşmenin barındırdığı riskleri tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Ancak daha da yakın dönemde, büyük güçler, ekonomik entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladı.Gümrük tarifelerini baskı aracı haline getirdi, finansal yapıyı bir zorlama mekanizması olarak kullandı”
Trump’ın Avrupa ülkelerini yeni gümrük tarifeleriyle tehdit ettiği bir dönemde Carney’in bir de önerisi vardı.
“Orta ölçekli güçler birlikte hareket etmek zorunda. Çünkü masada değilseniz, menüdesiniz. (…) Büyük güç rekabetinin yaşandığı bir dünyada, arada kalan ülkelerin bir tercihi vardır: Ya birbirleriyle ayrıcalık için rekabet edecekler ya da etki yaratabilecek üçüncü bir yol oluşturmak üzere birleşeceklerdir.”
Bu sözler, Kanada’nın ABD’nin olası işgaline karşı Kanada ordusunun harekete geçtiği ve işgalin nasıl engelleneceği konusunda modellemeler üzerinde çalıştığı haberlerinin kamuoyuna yansıdığı bir ortamda söylendi.
Aslında Carney, Davos’a katılmadan önce Çin ve Katar’a resmi ziyaretler yapmış, Çin’le sınırlı sayıda elektrikli aracın Kanada’ya daha düşük tarifeyle girmesini sağlayan bir anlaşmaya imza atmış, Çin de, Kanada’dan gelen tarım ürünlerine uyguladığı bazı tarifeleri düşürmüştü. İş, bir alışverişin ötesine de taşmıştı. Çünkü, Kanada ve Çin, birbirlerini “stratejik ortak” ilan etmişti. Oysa Trump, Kanada’ya uyguladığı gümrük tarifeleriyle bu ülkenin kilit sektörlerine büyük darbe vurmuştu.
Avrupa’nın ABD’den kopuşunu ilan eden Davos zirvesi, çöken liberal dünya düzeninin habercisi kabul ediliyor. AB ile ABD’nin yolları ayrılıyor ve liberal dünya artık yoksullar başta olmak üzere tüm ezilenlerin meydan okumasıyla karşı karşıya…
Oysa Fukuyama, liberalizmin tek ve yenilmez ideoloji olduğunu vaaz etmişti bir zamanlar.
O paradigma iflas etti.