Bugün tüm gündemimiz yine dibimizdeki bir savaşken ben İran halkının bölünmüşlüğüne değinmek istiyorum... Bir yanda rejimden yana olan İran halkı diğer yanda rejimin yıkılmasını isteyen İran halkı mevcut. İkisi de kendince ülkesi için en doğru olanı istiyor, ikisi de ülkesini sevdiğini iddia ediyor. Peki bu kutuplaşmadan en çok kimler kazanıyor?

Bugün anti emperyalist bir tutum sergilerken İran'daki molla rejimini desteklediğimiz sonucuna asla varılmamalıdır. Bu rejim 40.000 kişiyi katletmiş, benim de pek çok kez yazdığım konu olan kadın cinayetlerini normalleştirmiş, rejim ile kadınların ve tüm muhaliflerin üzerinde bir baskı mekanizması kurmuştur. Bu yapı İran halkında korkunç bir kutuplaşmaya yol açmış ve hatta ülkeleri bombalanırken ABD ve İsrail bayraklarıyla kutlamaya giden bir İran diasporası yaratmıştır.

Bizlerin mentalitesi ile bu durumu anlamak güç çünkü biz çöpünü bile kimseye vermeyen bir millet olarak (doğrusunu yapıyoruz) bu kutlamaları da rejim destekçilerini de anlamakta güçlük çekiyoruz. Molla rejiminin halkına yaptığı zulümden ise en çok emperyalist devletler faydalanmaktadır. Zalim, birden bire "kurtarıcı" rolüne bürünüverir. Bizlerin bu olaydan çıkarması gereken ibretlik dersler var şüphesiz...

Bu derslerin başında zorla güzellik olmayacağı, zorun olduğu yerde halkta kin ve düşmanlığın besleneceği ve bu tip bir kutuplaşmadan bir ülkenin halkının asla karlı çıkmayacağı gerçeği vardır. Bugün ülkemizde ne yazık ki kutuplaşma oldukça kötü bir boyutta ve bu gerilimin artması durumunda açıkçası ben tedirginlik içerisindeyim. Birileri ucuz oy kazanacak diye halkta açılan yaralar ne yazık ki bir günde telafi edilmiyor. Peki sonrasında ne oluyor? Emperyalist birden bire kurtarıcı rolüne bürünüyor.

Zaten günümüz dünyasında kimse "Ben sizi sömüreceğim, ülkenizi mahvedip tüm kaynaklarınızı kullanacağım, emeğinizi değersizleştireceğim ve sizi iç savaş batağına batırıp birbirinizi yemenizi uzaktan seyrederken tüm mal varlığınızı cebime indireceğim." demez. Hiçbir emperyalist bu söylemle bir ülkeyi işgal etmez. Onlar kolonyalizm geçmişlerinde bile "medeniyet götürmek" beyanında bulunurlardı. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinin vatandaşları barbar, ahlaksız, beceriksiz olarak gösterilir ve bu topraklara barış - demokrasi getireceklerini, medeniyet taşıyıcısı olduklarını iddia ederlerdi. Bugün yine günümüzde bu kutuplaşma ortamından en çok yararlananlar elbette aynı ayrıcalıklı kesimdir.

Bugün İran'ın başına gelen yarın herkesin başına gelebilir, bu nedenle en vatansever olanımız kendi halkına en az ayrımcılığı yapan ve bütünleştiren insandır aslında. Görüyoruz; Afganistan'a, Libya'ya, Suriye'ye neler olduğunu görüyoruz bu savaşların hepsi son 15 yıl içerisinde gerçekleşti ve bizzat şahidiyiz. Kime ne demokrasi getirildi? Kim daha insancıl bir siyaset benimsedi? Kadınları özgürleştireceğiz diyen ABD, Afganistan'daki kadınları özgürleştirdiği gibi mi özgürleştirecek İranlı kadınları? Bırakınız!

"Emperyalistin bir ülkeye getirdiği tek özgürlük, o ülkeyi sömürme özgürlüğüdür." Üstelik bu olaylar dibimizde, hep komşu ülkelerimizde gerçekleşiyor. Bizlerin NATO müttefiki olması bize gerçekten barış ve savunma mı getiriyor yoksa tüm komşularımızla ilişkilerimizi alt üst edip asla kapanmayacak yaralar mı açıyor oturup bir düşünmemiz gerek. NATO bizi tam olarak neyden, kimden koruyor? Sürekli milli bağımsızlığımıza övgüler yağdırıyoruz, peki ya 21. yüzyılda işgal geleneksel anlamda gerçekleşmiyorsa?