Ünlü halk bilimcimiz İlhan Başgöz, 'Gemerek Nire Bloomington Nire' adlı kitabında anılarını anlatır. Sivas'ın Gemerek ilçesinde 1921 yılında başlayıp ABD'ye kadar uzanan hayat yolculuğunu tatlı, hoş bir dille yazar. 2021 yılında kaybettiğimiz halk bilimcimizin bir asır süren hayat hikayesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin de hikayesi sayılır; zira siyasal ve toplumsal bütün kırılmaları İlhan Başgöz'ün yaşam öyküsünde bulmak mümkündür.

İlhan Başgöz, eğitim hayatını sürdürürken çok büyük zorluklar yaşar. Ne var ki, uzun süren savaşlardan yeni çıkmış, sanayisi gelişmemiş, tarımı bitik bir ülkenin yeniden ayağa kalkmasının ancak çağdaş bir eğitimle mümkün olabileceğine inanan Cumhuriyet'in, gençlerin eğitimine kıymet vermesinin nimetlerini de yaşar. Bugün için inanılmaz gelen bilgi şudur. Başgöz, eğitim hayatını sürdürürken devletten burs alır; bu burs, ailenin tek gelir kaynağı olur. Babasını kaybeden Başgöz, annesi ve kardeşleriyle birlikte yaşadığı Ankara'da sadece kendi ihtiyaçlarını sürdürmekle kalmaz, kendisine tahsis edilen o bursla, yokluk zamanlarında ailesini de geçindirir.

Sadece Başgöz değil, ilk arkeologlarımızdan Ekrem Akurgal, dünya bilim literatürüne 'Arf Değişmezi' ve 'Arf Halkaları' olarak anılan çalışmaların yanı sıra, 'Hasse Arf Teoremi'ni de kazandıran ünlü matematikçimiz Cahit Arf, Oktay Sinanoğlu, ilk kadın arkeoloğumuz Jale İnan, Sadi Irmak gibi her biri kendi alanında isim yapmış çok sayıda gencimiz de bursla yurt dışında eğitim hayatını tamamlar.

Nereden nereye geldik?

Bugün bir üniversite öğrencisi, devletten aldığı bursla bırakın ailesine bakmayı, kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor, sadece kiraya verecek olsa aldığı para yine yetmiyor.

O gün, eğitim kamusal bir hizmet görülüyordu, yoksul halk çocuklarının okuması için eğitim seferberliği ilan edilmişti. Eğitim, sadece belirli bir zümrenin değil, sıradan insanların da yararlanabileceği, dağdaki çobanın oğlunun da toplumsal statüsünü yükseltebileceği araçtı. Nitekim, aralanan o kapıdan içeri giren milyonlarca gencin hayatı değişti. Kuşkusuz ki, eksiklikler vardı, belki yararlanan kadar o fırsatları yakalayamayanlar da bulunuyordu. Ancak devlet, eğitimi kamusal bir görev sayıyordu.

Günümüzde ise eğitim, tıpkı sağlık sektöründe olduğu gibi tamamen piyasalaştı. Zengin aileler, çocuklarını nitelikli eğitim veren özel okullarda okuturken, bu imkandan yoksun aileler, ortaokulu bitirdiğinde bile matematikteki dört işlemi dahi yapamayan, okuduğu metindeki ana fikri yakalayamayan, yani Türkçe metni bile anlamayan çocukların yetiştirildiği devlet okullarına yöneliyor; daha doğrusu mecbur bırakılıyor.

Çocuğu üniversiteyi kazanmışsa yurt bulamıyor, tuttuğu evin kirasını ödeyemiyor, kitabını defterini alamıyor. Geriye iki seçenek kalıyor; ya tarikat cemaat ilişkilerine ve imkanlarına sığınmak ya da kayıt dondurmak, okulu yarıda bırakmak…

Nitekim, rakamlar, durumun vahametini ortaya koyuyor. Bu yıl üniversiteye yerleşmeye hak kazandığı halde 105 bin öğrenci kayıt işlemini tamamlayamamış.

105 bin genç insan nefessiz, geleceksiz, hayalsiz, umutsuz bırakılmış…

105 bin hayat kararmış.

Haberin var mı Türkiye?