Gençlerbirliği’nin Kasımpaşa karşısında müthiş bir geri dönüşe imza atarak elde ettiği galibiyet sonrası 45 yıllık mesleki yaşamımda çok uzun süredir uğramadığım soyunma odasına doğru inerken, yıllardır arkadaşlık, dostluk, komşuluk, takımdaşlık dahil birçok şeyi paylaştığım Metin Diyadin’in yerinde olsaydım tekrar göreve döner miydim diye düşünüyordum.

Soyunma odası ile basın odasını birbirine bağlayan koridorda uzaktan görünce, “Abi birazdan yanına geleceğim” diye seslenerek beni yenden düşüncelerimle baş başa bıraktı.

6 hafta süren çok kritik ilk görev döneminde, 2’şer galibiyet, beraberlik ve yenilgi almış, tüm maçları bol gollü (11 gol atılmış-12 gol yenmiş) geçmiş ve toplamda 8 puan toplanmış… Ondan sonra gelen 2 hoca; Levent Şahin (2 hafta) ile Volkan Demirel (8 hafta)sadece 1 galibiyet, 2 beraberlik ve 7 yenilgi alınmış. Ayrıca ancak 8 hafta sonra tek gol atılmış ve 9 hafta sonra tek galibiyet alınabilmiş

Bunları niye kıyasladım biliyor musunuz? ortaya çıkan tablo, Metin Diyadin’in takımın başarısı düşünülmeden sadece futbolcuların prim isteklerini Başkan Arda Çakmak’a iletilmesi yüzünden çok çirkin bir şekilde görevden alınması iyice anlaşılsın diye…

Zaten bunu ayrıntılı bir şekilde https://www.baskentgazete.com.tr ‘de 11 Nisan 2026 tarihinde çıkan “Vebali Arda Başkanın boynuna” yazımda açıklamıştım.

Diyadin hocam yanıma gelince ona sarılıp kutlayınca, “daha ligde kalmadık ki” sözleri beni daha da duygulandırdı. Dostluğumuza güvenerek yaptığımız sohbetin sonucunda, hiçbir şey düşünmeden tekrar göreve dönmesini, tamamıyla Gençlerbirliği’ne karşı herkesten çok beslediği aidiyet duygusuna bağladım.

Basın toplantısında da dile getirdiği, “Gençlerbirliği’nin varlığı, camiada başta ben olmak üzere herkesin şahsi düşünceleri ya da kariyerlerinin çok ötesindedir. Bütün duam, arzum, çabam kulübü Süper Lig’de tutmak. İnşallah başarırız. Herkesin çok anlamasını beklemiyorum da Gençlerbirliği gerçekten farklı duygular beslediğim kulübüm. Yoksa benim, onun, bunun varlığının emin olun hiçbir anlamı yok” şeklindeki sözleri de neden tekrar göreve döndüğünü aidiyet duygusu konusunda verdiği dersle açıklamış oldu.

Metin Hocanın bu anlamlı galibiyet ile zor da olsa tüm camiayı umutlandırdı… “Daha önce oyuncularla çalışmamız, avantajımızdı. Daha önceki galibiyetlerdeki, bol gollü maçlardaki kadronun hemen hemen aynısını tercih ettik” şeklindeki sözleri oyunun anahtarını bize veriyordu. Vazgeçmeyen, oyundan düşmeyen mücadeleci ve azimli futbolculara görev vermek.

Yani Onyekuru gibi, Niang gibi futbolcular yerine, hocalarına inanan, onun istediklerini sahaya yansıtmak için maça adeta 1-0 geriden başlamalarına neden olan 30.saniyedeki gole rağmen canlarını dişlerine takıp mücadele eden karakterdeki oyuncular lazımdı Gençlerbirliği’ne… 10.dakikada penaltıya neden olan Tongya’nın, 70’de kazanılan penaltıyı atma cesaretini göstermesi, Goutas gibi gerçek bir kaptan gibi takımının kurtarıcısı olması, Adama Traore’nin adına yakışır biçimde oynaması, görev verilen tüm futbolcuların mücadeleci ruhları Başkent ekibinin umudunu son maça taşıdı.

Tabi ki son ana kadar takımlarını yüreklerini ve sevgilerini ortaya koyarak var güçleriyle destekleyen taraftarları unutmamak gerekir.

Son maç, Trabzonspor ile deplasmanda ve Gençlerbirliği’nin Süper lige tutunmak için bu zorlu maçtan mutlaka puan ya da puanlar almak zorunda… Galibiyet her türlü koşullarda süper ligde kalmayı garantileyecek. Beraberlik ise beraberinde bir sürü olasılığı barındıran hesaplamaları getirecek. Topun ağzında 4 takım var… 32 puanlı Eyüp ile Kasımpaşa, 31 puana sahip Gençlerbirliği ve 29’da kalan Antalyaspor… Bu dört takımın oyuna devam etmesi için kartlar yeniden dağıtılmış durumda… Oyunu iyi oynayamayan gidecek.

Umuyor ve diliyorum ki Ankara, süper ligde temsil edilmeyen ender Başkentlerden biri olarak kalmasın.

.