Sürekli inşaat yaparak, beton dökerek ekonomiyi canlı tutma anlayışının duvara toslamasından beri topyekûn bir çöküş içindeyiz. Örneğin, kültür-sanat hayatımız çoraklaştı, pırıl pırıl, ülkenin geleceğini kurabilecek yetenek ve kapasitedeki yetişmiş insan gücü göç etti, üniversiteler, eski eğitim sistemindeki liselerin de gerisine düştü, eğlence hayatı bitirildi. Emek de sermaye de demokrasi, insan hakları, yargı ve özgürlüklerle ilgili sorunlar derinleştikçe Türkiye’yi terk etti.
Neoliberal politikaların katıksız savunucusu konumundaki iktidarın ilk Maliye bakanlarından Kemal Unakıtan’ın “babalar gibi satarım” dediği gibi Türkiye’nin tüm zenginliği adeta bir yağmaya açılmışken, ulusal pazarın canlılığı yabancı markaları da bize yöneltmişti. Ama gelin görün ki, artık uluslar arası firmalar da birer birer Türkiye pazarından çekiliyorlar. Giyim sektörü de bunlardan biri. Park Bravo’dan, La Senza’ya, C&A’dan Topshop’a ünlü markalar, Türkiye’yi çoktan terk etti.
Aslında bu firmaların, ülkemizdeki ticari serüvenlerini sonlandırmalarının anlamı çok açık; o da orta sınıfın erimesi, sadece çok zenginler ile çok yoksulların kalması…
Son zamanlarda giyim sektöründe kırmızı alarm düzeyinde bir gidişat sözkonusu. Çünkü, toplum öyle sefilleşti, öyle bir ekmek derdine düştü ki ilk tasarruf ettiği şey giyim kuşam oldu. Açlıktan karnı guruldayan, kuru soğana muhtaç hale gelenler bir simidi dahi almak için kırk kere düşünürken en ucuzu 300-400 liraya varan bir tişörtü elbette ki hayal dahi edemiyor, kimse giyim mağazalarının önünden dahi geçemiyor.
Satın alma gücünün düşmesi sonucunda ortaya çıkan iç pazardaki daralma, şimdilerde tekstil sektöründe çöküş şeklinde kendini gösteriyor. Tabi, sadece iç pazardaki daralma değil, yükselen döviz kuru, artan maliyetler, ihracat imkanlarının azalması da tekstil sektöründe tıkanma yaratmış durumda.
Nitekim, Merkez Bankası verilerine göre Türkiye’nin hazır giyim ihracatı yılın ilk 7 ayında yüzde 7 azalmış. SGK istatistikleri de bize 500’ün üzerinde işletmenin kapandığını 100 binden fazla çalışanın işten çıkarıldığını söylüyor. Yani, her zaman olduğu gibi krizin yükü, emeğinden başka hiçbir şeyi olmayan emekçilere kesiliyor. Sadece Gaziantep’te son 4-5 ay içinde 30 bin işçinin çıkarıldığı ifade ediliyor ki, bu vahim ötesi.
Halen faaliyette olan tekstil fabrikalarının bazılarının üretime ara vermesi, özellikle deprem bölgelerindeki fabrikaların büyük yıkımın etkisini atlatamamış ve üretime geçememiş olmaları daralmanın dolayısıyla işten çıkarmaların devam edeceğini gösteriyor. Bu yüzden de sektör temsilcilerinin değerlendirmeleri hayli karamsar.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın raporlarına göre, en fazla istihdam kaybeden sektörlerin başında tekstil geliyor.
Sektörde örgütlü, Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay da, ihracatta yüzde 24’lük bir kayıp olduğunu aktarıyor ve sektörün 1.5 milyona yakın doğrudan istihdam yarattığını ifade ediyor. Rafi Ay, son bir yılda tekstil ve konfeksiyon sektöründeki çok sayıda ünlü markanın Mısır, Cezayir, Tunus ve Bangladeş gibi ülkelere göçtüğünü anlatırken, büyük bir işsizlik dalgasıyla karşı karşıya kalacağımız uyarısını yapıyor.
Tekstil sektörü alarm veriyor
Kelime ATA
Yorumlar