Türkiye’nin bir yüzyılı, dindar/muhafazakar/İslamcı camia tarafından tek bir okumaya tabi tutuldu hep. Tanzimat’tan başlayarak gerçekleştirilmeye çalışılan modernleşme hamlelerini dinsel gerekçelerle mahkum eden bu camia, Cumhuriyet’e de yapısal olarak karşıt bir tutum takındı. Bu kesime göre, bütün kötülüklerin kaynağı hilafeti ve saltanatı ortadan kaldıran, kadına medeni haklarını veren, devlet ve toplum düzeninde dinsel kurallara sınırlamalar getiren Cumhuriyet idi.
Cumhuriyet’i hiç sevmediler, Atatürk’ü deccal olarak takdim ettiler; dolayısıyla Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’ye de mesafeli, hatta düşmanca tutum içinde oldular. İkinci Dünya Savaşı’nın olağanüstü koşullarında alınması gereken önlemleri bile bağlamından koparıp “camileri ahıra çevirdiler” yalanını dillerine pelesenk edip durdular. Tarikat ve cemaatlerin, tekke ve türbelerin kapatılmasını hep din karşıtlığı olarak sundular.

Şimdi yüzyıllık parantezi kapatmak için hamle üstüne hamle yapan ve çeyrek asırdır ülkeyi yöneten bir iktidar var ve o iktidar, partisinin toplumsal tabanını da oluşturan cemaatlere karşı hiç akla gelmeyecek sertlikte müdahalelerde bulunuyor. Önce Adnan Oktar grubu tasfiye edildi, ardından Fethullah Gülen cemaati. Furkan Vakfı’nın eylemleri ise çok sert biberli coplu müdahalelerle bastırılmaya çalışılıyor. İktidara mesafeli Yeni Asya grubu var ama belli bir dengeyi korudukları için varlıklarını devam ettiriyorlar. Son olarak da Süleymancılar, devletin hışmına uğradı.

İktidar kanadı bunu bir cemaat operasyonu olarak sunmamak için elinden geleni yapıyor. İktidar yanlısı gazeteler de kabine üyeleri de cemaate değil cemaatin lideri Alihan Kuriş’in mali işleriyle sınırlı kaldığını ve finansal konularla ilgili olduğunu özellikle belirtmenin telaşı içindeler.
Örneğin İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi "AK Parti iktidarları zamanında, döneminde hiçbir dindar insanımıza, hiçbir cemaate, hiçbir muhafazakar kesime kesinlikle operasyon yapılmamıştır. Burada, alt kısımdaki inanan insanlarla yukarıdaki bunu çıkar örgütüne dönüştüren insanların ayrımının iyi yapılması gerekiyor. Burada örgüt üst yönetimine yapılan bir operasyon var. Yani geniş kesimlere yönelik olarak yapılan bir operasyon yok” diyor. Aynı şekilde iktidar destekli medya da Türkiye’nin en geniş toplumsal tabanına sahip cemaati küstürmemek adına mercekleri Alihan Kuriş üzerine doğrultuyor.
Allah muhafaza, ya bu operasyonlar bir CHP iktidarında olsaydı, ülkede neler yaşanırdı hiç düşündünüz mü?

Ahali, “başörtüsüne uzanan eller kırılsın”, “ din düşmanları” “28 Şubat zihniyeti” deyip sokaklara dökülür, ya düşmanlaştırdığı bir kesimi otelde yakar ya kırmızı işaret koydukları evleri ateşe verirdi. İstenildiği kadar yolsuzluk yapılsın, hukuki gerekçeler anında dinsel gerekçelere dönüştürülür buradan bir mağduriyet devşirilir ve inanç özgürlüğüne darbe vurulduğu belirtilirdi. Cemaatler aralarındaki rekabeti bir kenara bırakır “monşerlere (!)” karşı ittifak kurup, kitlesel eylemlere başlarlardı.
Yani, AKP yaptığında rasyonelleştirilen operasyonlar CHP’nin devrinde bir kimlik ve dinsel çatışmaya dönüşür, ülke ne hale gelir bilinmezdi.
Ne diyelim? Herhalde şükretmemiz gerek.