İster istemez gözüme takıldı ve videonun birkaç saniyesini izleme gafletinde bulundum ve bütün dünyam alt üst oldu. Kim bilir hangi ananın rahminden döl israfı olarak dünyaya gelen birkaç yaratık, yavru bir kediye olmadık işkenceler yapıyordu ve bundan da derin bir haz alıyorlardı. Bir başka görüntüde ise kadın ayaklarıyla yavru kaplumbağanın üzerinde tepiniyor ve sonunda eziyordu.
Günlerdir uyuyamıyorum; sürekli olarak zavallı bir yavrunun çaresiz çırpınışları gözümün önüne geliyor ve dünyam kararıyor. Milyonlarca insanın psikolojisi de benzer durumda. Adalet duygusu tahrip edilmiş, merhametsiz, vicdansız bir dünyanın yükünü bütün hücrelerinde derinden hisseden milyonlarca insanın içinde biriken öfke ve isyan adeta taşacak yer arıyor.
İnsanın, insana ettiği zulüm binbir çeşit ama insanın ağzı dili olmayan, kendini koruyamayan zavallı sokak canlarına uyguladığı zalimlik sözcüklerle anlatılamaz. Milan Kundera, “Var olmanın Dayanılmaz Ağırlığı” adlı kitabında “İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı, onun merhametine bırakılmış olanlara davranışında gizlidir; hayvanlara.. Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır, o kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan alır.” diyor ya, insanın gerçek sınavı kendisinden daha güçsüz olana gösterdiği merhamet ve vicdanla açığa çıkıyor.
Ruhu karanlıkta kalmış, bir çiçeği koklamamış, bir çocuğun başını okşamamış, çaresiz durumdaki birine yardım etmek şöyle dursun bir tekme de kendisi vurmuş insan, nasıl insan olur. Dine yapılan referansla o eşrefi mahlukat, yani yaratılmışların en yücesi dediğimiz insan, içinde nasıl bu kadar vahşet, cerahat, kötülük biriktirir.
Kim verdi bu eşrefi mahlukat unvanını insana? Örneğin, aslanlar, ceylanlar ormanda toplanarak karar alıp “bu insanoğlu da çok şerefli varlıktır” mı dediler. Kediler- köpekler konseyi, atlar, arılar meclisi doğadaki hiyerarşiyi kurup, en tepesine de “yücelerin yücesi” diye insanı mı oturttular?
Bu, insanoğlunun kendi kendine verdiği bir unvandır ki, hiçbir hükmü yoktur. İnsan da doğanın herhangi bir canlısı gibidir, bir karınca ne kadar değerli ise insan da o kadar değerlidir; ne bir eksik ne bir fazla…
İşte bu kibir hali, üstün olma, güçlü olma yavru bir kediye, bir kaplumbağaya her türlü eziyeti reva görüyor.
Oysa bir kedinin de tavşanın da canı var; tıpkı insan gibi…
Dahası “taşa taş deme taşın da ruhu var” derler.
Derin bir ah çekmek istiyorum. Öyle bir ah ki şu yeryüzü yıkılsa ve eşrefi mahlûkat denilen varlık helak olup gitse… İşte o zaman bu kurt bu kuş, bu börtü böcek, bu kediler, köpekler, insandan gayri bütün canlılar rahat bir nefes alsa…