Sevgiyi ifade etme biçimimize sevgi dili diyoruz. Sevme biçimlerimiz nasıl birbirinden farklıysa, sevgiyi gösterme biçimlerimiz de farklıdır. Kimimiz güzel sözlerle, kimimiz bir öpücükle, kimimiz ise bir armağanla yapar bunu. Sevgiyi arar, ona ihtiyaç duyarız. Severiz. Seviliriz. Sevgi; belki de en önemli doğal yaşamsal duygumuzdur bizim. Ekmek gibi su gibi olduğu düşünülür sevginin. Hayatta sevginin yerini tutacak hiçbir şey yoktur. Sevgi iyileştiricidir. Amor Vincit Omnia (Aşk (sevgi) her şeye kadirdir.) sözü, bu nedenle bir özdeyişe dönüşür.

Güçlü aile yapısının ve sağlıklı toplumun temel taşı, hiç kuşku yok ki sevgidir. İnsanın sevgiye olan eğilimi doğuştan gelen bir yetidir. Yaşanan sosyal problemlerin temelinde ise genelde sevgi dilinin eksikliği karşımıza çıkıyor. Kafası eğitilirken kalbi ihmal edilen neslin; kendisine, ailesine ve insanlığa birçok olumsuz yaşantı olarak geri döndüğünü her geçen gün ekranlardan izliyoruz. Başarı, itibar, para, güç gibi faktörlerin günümüzde yoğun öncelik verildiği bir toplumda, ruhun kazancı olan sevgiyi unutuyor muyuz diye sormak istiyorum?

Bir arada mesafeler koymadan hayatı paylaşmanın ne kadar değerli, güzel ve anlamlı olduğunu son yıllarda yaşadıklarımız sanırım öğretti bize. Yeri gelir bir hayali gerçeğe dönüştürmek, uzağı yakın etmekle olur. Bir kitap okurken insanın kendini onun yerine koyması veya onu yaşaması da uzağı yakın etmektir. İnsan yeri geldiğinde hayal kurarak bir anlamda ruhunu gezdirerek de uzağı yakın edebilir. Hatta kişi bazen bilgiye ulaşarak da uzağı yakın eder, âdeta zamanda yolculuk yapar, yüzlerce yıl öteye gider.

Devamı için tıklayınız.