Güya, konut ve kiralardaki fahiş artışlara karşı yeni bir adım atıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İstanbul'da yaklaşık 1.5 milyon, ülke genelinde 4 milyon m2 arz fazlası nedeniyle kiralanamayan ya da satılamayan ofisin, konuta dönüştürüleceğini açıkladı. Açıklanan verilere göre, İstanbul'da 10 bin, Türkiye genelinde ise 40 bin yeni konut arzı oluşacak.

Müjde havasında verilen bu son düzenleme iktidarın perspektifi açısından yine şaşırtmadı. Çünkü, son 20 yılın çok acı bir şekilde öğrettiği şey, siyasal İslamcıların hayatta kalmanın, varlığını idame ettirmenin tek yolunun beton dökmekten ibaret olduğunu anlamak oldu. Hepsi şefaatini inşaattan buluyor.

Bu gerçek çok feci ve ülkeyi sanki bir savaştan çıkılmışçasına tahrip ediyor.

Yeter ki inşaat işi çıksın diye düşünülüyor. Onun için, kamu kurumlarının yıllardır sapasağlam ayakta duran binalarının hepsi birer birer yıkılıp yeniden yapıldı. Ekonomik krize çare arandığında piyasayı canlandırmak adına inşaat sektöründen medet umuldu ve konut faizleri indirildi. Dikkat edilirse, son yıllarda açıklanan tüm paketlerin demirbaş düzenlemesinin doğrudan veya dolaylı yollardan inşaatı teşvik etmek olduğu görülecektir.

Sağlık sistemindeki sorun bina yapmaktan ibaretmiş gibi bilindiğinden, hastaların da sağlık görevlilerinin de gidip gelemediği, neredeyse içine otobüs-tren hattı çekilmesi gereken devasa şehir hastaneleri inşa edildi.

Yargı sistemindeki çarpıklıklar, sakil ama büyük binalar dikilerek önlenir sanıldı.

Eğitimdeki nitelik kaybının çözümünde, öğretmen faktörü, müfredat içerikleri yeterince düşünülmedi ve yeni okullar inşa etmenin her şeye çare olacağı sanıldı.

Döviz kıtlığı baş gösterdiğinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, işportaya çıkarıldı ve önce 250 bin dolara sonra 400 bin dolara gayrimenkul alanlara vatandaşlık verilmeye başlandı.

Türk Lirası'ndaki değer kaybıyla birlikte yabancı yatırımcılar özellikle de Araplar Türkiye'ye doluştu ve konut satışlarında yeni rekorlar kırıldı.

2022 yılının Temmuz ayında yabancılara olan konut satışı, 2021 yılının Temmuz ayına göre azalmış olsa da ocak-temmuz dönemi dikkate alındığında farklı bir tablo çıkıyor. Bu yılın Ocak-Temmuz döneminde yabancıya yapılan konut satışları, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 50'nin üzerinde artmış gözüküyor. Yabancıların en çok gayrimenkul aldığı illerin başında da İstanbul, Antalya, Mersin gibi iller başı çekiyor.

Şu an İstanbul'da çok ciddi bir barınma krizi var. Mevcut satın alma gücü ve gelire göre ne roket hızına sahip fiyatlarla konut sahibi olmanın imkanı var ne de kiralık ev bulmak mümkün. Kirasını ödeyemediği için ev veya oda arkadaşı arayanların ilanları, Türkiye'de artık çok ciddi barınma krizi yaşandığının kanıtı…

Hal böyle iken, ekonomik kriz nedeniyle satılamadığı için elde kalan ofisleri konuta dönüştürme fikri barınma ihtiyacını gidermeye dönük değil, çok büyük bir daralma yaşayan inşaat sektörüne cansuyu verme, İstanbul talancılarına destek düzenlemesidir. Bu, ağır hastayı aspirinle tedavi etmek demektir; dolayısıyla kalıcılığı olmayacaktır.

Çünkü, barınma sorunu günübirlik düzenlemelerle değil sistemli politikalarla çözüme kavuşturulabilir ancak. Türkiye'de bu kadar konut yapılmış ve dağ taş betona gömülmüşken ev sahipliğinin artmaması tam tersine gerilemesi, mülksüzleşme gibi çok ağır bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun ilanıdır.