'Şecaat arz ederken sirkatin söyler' şeklinde güzel mi güzel bir atasözümüz var. Anlamını bilmeyenler için söyleyelim. Deyim, 'Yiğitliğini anlatmak isterken eksikliğini ifade eder' diyor. Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde bu deyimi hatırlatan o kadar çok örnek var ki, say sayabildiğin kadar…

Mesela Kızılay Başkanı Kerem Kınık, 2020 yılında, Kızılay üzerinden Ensar Vakfı'na yapılan 7 milyon dolarlık bağışla ilgili konuşması sırasında 'vergiden kaçınma'nın yollarını anlatmıştı.

Şimdi bizim o güzide kurumumuz bir kampanya başlatmış.

Kampanyada yeralan bilgilere göre, Kızılay'ın Türkiye'de 28 aşevi bulunuyor. Aşevlerinde her gün pişen yemekler ihtiyaç sahibi vatandaşlara dağıtılıyor. Aşevlerine gidemeyecek durumdaki yaşlı, hasta veya engelli olanlar için de yemekler özel sefer tasları ile evlere kadar götürülüyor.

Kızılay, şimdi 28 aşevine, günlük minimum bin kişi kapasiteli 35 aşevi daha eklemek istiyor. 500 metrekarelik bir aşevinin inşaat maliyeti 2 milyon 500 bin, tefrişat maliyeti 1 milyon 500 bin, araç maliyeti de 500 bin lira. Kızılay, işte bu 35 aşevi inşaatına destek bekliyor sizden.

İhtiyacı olanlara elbette ki yardım yapılacak; devlet, fakire, yaşlıya, işsize, engelliye elini uzatmayacak da kaynaklarını hep imtiyazlı gruplara, çıkar şebekelerine, iktidar yandaşlarına mı dağıtacak?

Yüce gönüllü halkımız kuşkusuz bağış yapıyordur; zor zamanlarda dayanışma içinde olmak bizim güzel bir hasletimizdir.

Ancak yine de sormadan geçemiyorum. Türkiye, nasıl bir yoksulluk, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizlikleri yaşıyor ki, 35 aşevi daha yapılmasına ihtiyaç duyuluyor?

Aslında sorunun cevabını 'gözleri ışıl ışıl' yanan Hazine ve Maliye Bakanımız Nureddin Nebati vermişti. 'Bu sistemde dar gelirliler hariç firmalar, ihracatçılar kar ediyor' demişti de sonra gelen tepkiler üzerine durumu toparlamak için akla karayı seçmişti.

'Çarklar dönüyor. Büyümeyi tercih ettiğimiz için büyüme rakamları iyi geliyor, büyüme istihdama da olumlu yansıyor. Ama biz dar gelirli vatandaşlarımıza yönelik gelirlerini artırıcı önlemler de alıyoruz' diyen Bakan Nebati, sosyal yardımlarla övünüyor. '2002 de lisans öğrencilerine 45 lira verirken 2022 yılında 850 lira veriyoruz' diyor. 45 liranın 32 lirasıyla bir çeyrek altın alınabilirken bugün çeyrek altının fiyatının, verilen kredinin iki katına çıktığını ister istemez anımsıyoruz tabi.

Bakan Nebati yine aynı şekilde '2002 yılında 1 milyon haneye sosyal yardım yapıldığını, 2021 yılında ise bu rakamın 4.3 milyona ulaştığını, 20 yılda yapılan yardımların 4.3 kat arttığını gururla anlatıyor.

Dar gelirlinin alım gücünün sıfırlandığı, orta sınıfın yoksullaşma girdabına girdiği, milyonlarca insanın sadakaya muhtaç hale geldiği, milletin memleketine dahi gidecek bilet parasını bulamadığı gerçeği hiç bu kadar çarpıcı ifade edilmemişti doğrusu.

Utanılacak bir durumu övünülecek hale getirme becerisi zaten bize özgü. Çünkü, yüzde 10 enflasyonda politikacılarını sokağa çıkaramayan Avrupa'da değil, yüzde 100'ü aşan enflasyonda bile gururla gezen siyasi kadronun işbaşında olduğu Türkiye'de yaşıyoruz.