Türkiye çok sıkıntılı bir dönemin içinden geçiyor...
Bir yandan derinleşen ekonomik kriz ve onun getirdiği geçim zorlukları artıyor...
Diğer taraftan kuzeyimizde ve güneyimizde fiilen süren bir savaşların ülkemizi de içine çekme tehlikesi büyüyor.
***
Bu sıkıntılı ortamda nihayet bir ölçüde de olsa insanı rahatlatan bir gelişmenin ayak sesleri duyuldu...
Türkiye ile Suriye arasında 'yoktan yere' çıkan ve içinde bulunduğumuz kriz ortamının yaratılmasında büyük rolü olan 'çatışma'nın sona ermesine yönelik bir umut doğdu...
Umarız, bu umut 'hayal kırıklığı' yaratacak biçimde sonuçlanmaz.
***
Aslında bu gelişmenin ilk belirtisi geçtiğimiz yılın son günlerinde medyada yayınlanan bir haberle ortaya çıkmıştı...
Türkiye gazetesinde yayınlanan Yılmaz Bilgen imzalı haberde, Türkiye ve Suriye arasında görüşmeler yapıldığı, bu görüşmelerde PKK/PYD'ye karşı ortak operasyon, Halep'in imarı, mültecilerin yeniden dönüşü, Haseke-Kamışlı ve Lazkiye-Kesep kapılarının açılması gibi konuların ele alındığı bildirilmekteydi.
Ne var ki, haberde görüşmenin düzeyi belirtilmediği için bu gelişmenin siyasal bir yöneliş mi yoksa güvenlik görevlileri arasında yapılan sınır güvenliği ile sınırlı bir görüşme mi olduğu anlaşılamamıştı.
***
Ancak haberin içeriği, görüşmenin kapsamının sınır güvenliği meselesinin ötesine uzandığının bazı işaretlerini vermekteydi...
Örneğin haberde, Ankara-Şam müzakere sürecinde Suriye devletinin Fırat'ın doğusuna yönelik operasyonun daha sonra İdlib'de de devam ettirilmesi koşuluyla PKK'ya karşı ortak operasyon konusunda olumlu görüş belirttiği, Türkiye'nin terör endişesine karşı Adana Mutabakatı'nın baz alınmasını ve operasyonel haklarının saklı tutulmasını kabul ettiği belirtiliyordu...
Haberin devamında, ABD'nin bölgedeki varlığının 'Deyr ez-Zor, Rakka ve Haseke'deki aşiretlerin ayaklanması durumunda son bulacağı görüşünün ağırlık kazandığı öne sürülüyordu...
Haber şöyle sona eriyordu: 'Karşılıklı taleplerin müzakere edildiği masada M4 ve M5 kara yollarının yeniden ulaşımının sağlanması da yer alıyor. Şam yönetimi, kaydedilen ilerlemeye paralel olarak Lazkiye-Kesep sınır kapısının açılmasını ve karşılıklı ticaret ve sivil geçişlerin başlamasını istiyor. Rusya ise Kesep ile birlikte Kamışlı-Nusaybin kapısının açılması talebinde bulundu.'
***
Bu haberin yayınlanmasının ardından iki ülke arasındaki ilişkiler konusunda uzun bir süreli bir sessizlik dönemi yaşandı...
Bu dönemde Ukrayna çatışmasına bağlı olarak Rusya'ya uygulanan ambargoya Türkiye'nin katılmama kararı alması nedeniyle ABD-Türkiye ilişkileri gerginleşti...
Bunun sonucunda ABD bir yandan Suriye'deki PKK/PYD güçlerine desteğini artırırken diğer yandan Yunanistan'ı Türkiye'ye karşı bir saldırı üssüne dönüştürecek hamleler yaptı.
***
Bu gelişmeler artık 'öldüğü' düşünülen Astana sürecinin yeniden canlanmasına yol açtı...
Ardı ardına gerçekleşen İran'da yapılan Astana toplantısı ve Moskova'da yapılan Erdoğan-Putin zirvesi, Türkiye'nin rotasını giderek Rusya ve İran'dan yana çevirmekte olduğunun işaretlerini verdi...
Ancak bu 'gerilimli dostluk' ilişkileri hep, 'Suriye ile Türkiye arasında bir uzlaşma sağlanamadığı takdirde bu dostluk nereye kadar gider?' sorusunun gölgesi altındaydı.
***
Derken, bu ayın başlarında Belgrad'da gerçekleştirilen 'Bağlantısızlar Toplantısı'na katılan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun 'diğer katılımcı bakanlarla ayaküstü sohbet ettiği sırada' Suriye Dışişleri Bakanı'nın da sohbete katıldığı haberi geldi...
Türkiye - Suriye arasındaki uzun yıllar sonra ilk üst düzey temas olarak kayıtlara geçen bu 'sohbet' sonrasında Bakan Çavuşoğlu'nun söylediği şu sözler, iki ülke arasındaki ilişkilerin 'normalleşmesini' savunan herkesi umutlandırdı:
'Suriye'nin bölünmesini engellemek için Suriye'de güçlü bir yönetimin olması lazım. Topraklarının her köşesine hakim olabilecek irade ancak birlik beraberlikle olur. Muhalefetle Suriye'deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım. Aksi takdirde kalıcı barış olmaz...
Çavuşoğlu, daha sonra Türkiye'nin, Suriye'nin toprak bütünlüğünü herkesten daha çok desteklediğini belirterek şöyle devam etti:
'Yanı başımızda olan bir ülkenin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü ve barışı bizi doğrudan etkiliyor olumlu anlamda. Tersine gelişmeler bizi ne kadar etkiledi görüyoruz. Sonuçta bölücü terör örgütlerine karşı verilecek mücadeleyi de biz her zaman destekleriz. Bizim Suriye'nin topraklarında gözümüz yok'.
(Devam edecek)