Son zamanlarda en fazla şaşırdığım gelişmelerden biri Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek’in hakkında açılan soruşturma nedeniyle ifade vermesi oldu. Şimdi bu ailenin servetlerini Almanya’ya kaçırdıkları iddia ediliyor. Şaşırdım; çünkü çekirge hep sıçrardı.
Yıllardır Ankara’yı adeta bir derebeyi zihniyetiyle yöneten zaten kendisinin de veciz şekilde ifade ettiği üzere bir değil, üç değil 500 kere sıçrayan çekirge gibi kirli pasaklı işlerden sıyrılmasını bilen Gökçek ailesinin ilişkileri de servetleri de kara kutudur.
Ankara BB Başkanı Mansur Yavaş, bir konuşmasında “Siz bu ülkede Melih Gökçek ve ailesini yargılamadan asla hukuktan bahsedemezsiniz. Verdiğimiz dosyalar ortada” demişti ki, yüzde yüz katılıyorum. Eğer bir gün Gökçek’ler gerçekten bağımsız, tarafsız bir yargı organı karşısında hesap verebilirse o gün Türkiye’de adaletin tam tecelli ettiğine inanabiliriz.
Ama Adliye’ye gelişi sırasında ağzında sakız çiğnerken görüntülenen Melih Gökçek, o kadar rahat ki, “Hani meşhur bir laf vardır; ‘Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın, üçüncüsünde yakalanırsın.’ Ama ben 500 sefer sıçradım ve hepsinden istisnasız…” diyor. Doğrudur, yüzlerce soruşturma geçirmiştir ama bu defa kameralar onun ifade vermeye giderken görüntülerini alabilmiştir.
Çekirgenin bu defa sıçrayıp sıçrayamayacağı AKP içindeki klik savaşları etrafında şekillenecek elbette. Bu süreçte herkes Bülent Arınç’ı hatırladı tabi. Arınç, bir türlü sevemedi Gökçek’i ve açık açık “Ankara’yı parsel parsel sattı” dedi. Son gelişmeyle ilgili olarak da Gazeteci İsmail Saymaz’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Savcı ‘Buyurun, tanık sıfatıyla size şunları soracağız’ derse koşa koşa giderim. Ben sözümün eriyim. Yıllarca ceza avukatlığı yaptım. Şahitliğin ne olduğunu bilirim. Ama bana sordukları şeyler mutlaka 2015 öncesine ait şeyler olmalı. Yoksa bu olaylar yeni, üzerine bir şey söylemem, bir şey de bilmiyorum. Duyuma ait şeyleri konuşmayı sevmem. Bizzat yaşadığım gördüğüm şeyleri anlatırım. Tahkikat genişleyecekse, eskiye ait de bir şeyler konuşulacaksa, beni de lütfeder çağırırlarsa, sorduklarına cevap veririm. Ama 2017 sonrasına ait bir şey yaşamadım, görmedim. Sadece duyuyorum. Ceza hukukunda duyuma dair şeyler ciddi sayılmaz.”
Arınç, “seve seve gider, gördüklerimi anlatırım” deyince benim aklıma çok uzun zaman öncesinden iki değerli isim geldi. Biri sendikacılık tarihimizin yüzakı isimlerinden Muzaffer Saraç, diğeri de Avukat Muhsin Eren. Her ikisi de 1994 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni Melih Gökçek kazandığında meclis üyesiydi.
Meclise girdikleri andan itibaren menfaat ilişkilerine bulaşmadan, Ankara halkının çıkarlarının savunulmasında çok samimi, dirençli, kararlı bir mücadele verdiler. O yılların yayın organlarına bakanlar, bu iki kişinin mücadelesine çok saygı duyacakları gibi 25 yıllık derebeylik döneminin karanlık sayfalarını da gün gün çevireceklerdir.
Muzaffer Saraç da Muhsin Eren de Gökçek’in her türlü kirli oyununa boyun eğmedi. Bu yüzden çekmedikleri çile de kalmadı. Gökçek, her konuşmalarını, gündeme getirdikleri bütün iddialarını mahkemelere taşıdı ve çok yüksek tazminat talepleriyle bu iki mücadele insanını ekonomik anlamda boğdu. İşin tuhaf yanı şuydu ki, davaların hepsi genellikle aynı mahkemelere aynı hakimlere düşüyordu ve “adam” hep kazanıyordu.
Avukat Muhsin Eren, verdiği mücadeleyi “Ankara’da Gökçek’li Yıllar” adıyla da kitaplaştırdı. Sayaç vurgunundan kömür yolsuzluklarına, özel imar düzenlemelerinden tarikat ve cemaat örgütlerine kamu transferlerine kadar pek çok hukuksuzluğu belgelendirdi. Muzaffer Saraç ağabeyimiz 2013 yılında aramızdan ayrıldı. Muhsin Eren ağabeye ise sağlıklı uzun ömürler diliyorum.
AKP’li Bülent Arınç, “bildiklerimi anlatırım” diyor. Soruşturmayı yürüten savcılar Arınç’ın tanıklığına başvurur mu bilinmez. Eğer Arınç’ı çağırırlarsa Muhsin Eren’i unutmasınlar…