Tarihte çok az örneği görülen Moğol istilası yıkımının bir benzerini Türkiye yaşıyor. Kuzeyden güneye, doğudan batıya memleketin her köşesinin altı üstüne getiriliyor. Ege'de halk zeytinliklerini kurtarmak için kepçelerin önüne yatıyor, Karadeniz'de sular hapsedilmesin diye sokaklara dökülüyor.
Ne orman kalıyor ne tarım alanı… Ülke, gözlerimizin önünde betona gömülüyor.
Bu betonlaşmayı, Ankara iliklerine kadar yaşıyor; öyle ki, Bülent Arınç'ın deyimiyle Ankara'yı parsel parsel FETÖ'ye satan Melih Gökçek, şehrin kaldırımlarını bile çaldı. Güya trafiği çözme adına, kaldırımları kırptıkça kırptı ve iki yayanın yan yana bile yürümekte zorlanacağı hale getirdi. Daracık kaldırımlarda adeta akrobasi yaparak yürüyenlerin aniden karşılarına çıkan ağaçlara veya köprü ayaklarına çarpmasını hiç anlatmayacağım bile…
Bir hastanın, bir yaşlının, çocuğun karşıdan karşıya geçmesini imkansız kılan, şehir içi yolları adeta otobana çeviren bu kötücül anlayışın bir kenti bir ülkeyi nasıl çürüttüğünü, cehennemleştirdiğini yaşamayan bilemez.
Melih Gökçek'in tarih kitaplarına geçecek garabetlikleri, hiçbir işe yaramayan ucube projeleri halkın vergilerinden toplanan kaynakların çarçur edilmesiyle sonuçlandı. Gökçek ve partisi AKP'nin elbirliği ile Ankara, berbat bir çirkinlik abidesi oldu.
Ankara'nın bütün kamu binaları birer birer yıkılıp yerine yenisi yapıldı. Sırf inşaat işi çıksın diye, sağlam, daha uzun yıllar hizmet verebilecek durumdaki bakanlık ve bağlı müdürlüklerin binası durup dururken yıkıldı ve yerlerine inşaat yoğunluğu daha da fazlalaşmış, korkunç yükseklikte binalar inşa edildi. Bir gün kalktığımızda baktık ki, Ulus'taki mütevazı İller Bankası yok; bir başka gün Devlet İstatistik Enstitüsü'nün yerinde yeller estiğini gördük. EGO Genel Müdürlüğü'nün Varlık Mahallesi'ndeki tarihi binaları sökülüp atıldı, arazi satıldı ve alan firmalar yerine o korkunç beton blokları dikti. Cebeci Stadyumu, 19 Mayıs Stadyumu rantçı ve Cumhuriyet ile hesaplaşma içindeki zihniyetin hoyratlığının kurbanı oldu.
Bugün bakanlıkların merkez binalarının hemen hemen hepsi Eskişehir Yolu'na taşınmış bulunuyor. Devasa iş merkezleri, plazalarla bu bölgede gökyüzünü artık göremez haldesiniz.
Mimarlar Odası'nın yaptığı açıklamaya bakarsanız şimdi sapasağlam bir bina daha Ankara'nın hafızasından silinmek üzere… Devlet Su İşleri'nin Yücetepe Mahallesi'ndeki merkez teşkilatı birkaç ay önce zaten Eskişehir Yolu'na taşınmıştı, eski bina ise kat yüksekliği daha da artırılmış şekilde yeniden yapılmak üzere ihale edildi.
Yani, Ankara'nın bağrına bir hançer daha saplanacak.
Bu, bir yenileme değil, kentsel dönüşüm değil, yıkılması için zorunlu hiçbir neden yok.
Hele küresel gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşı, pandeminin yarattığı zorluklar, içinde bulunulan ağır ekonomik buhran dikkate alındığında, kamu kaynaklarının bir avuç müteahhit zümresine aktarılması anlamına gelen bu inşaat seviciliği, iktidarın gözü kara bir şekilde yoluna devam ettiğini gösteriyor.
Koca bir devletin adeta müteahhitlik şirketine dönüştürülürken, hiçbir katma değer yaratmayan, çevre tahribatına ve kaynakların heba edilmesine yol açan bu yıkım ülkeyi bir moloz yığını haline getirdi ya çok kahredici…