Önceki yazımızda 1950'li yıllarda İngiliz ve Fransız sömürgelerinin ABD'ye devredilmesi sürecinde bir çok ülkeye sözde bağımsızlık tanındığını, bu ülkelerdeki anti-emperyalist muhalefet hareketlerinin ise 'gizli veya açık komünistler' olarak tanımlandığını söylemiştik...

Bu hareketlerin iktidara gelmesi durumunda olay, 'Sovyetler Birliği'nin 'dost bir ülkeye saldırısı' (!) olarak değerlendirilmekte...

Ve bu değerlendirmenin ardından tıpkı Kore'de olduğu gibi ABD'nin 'orkestrasyonu' ve kurulan çeşitli paktlar aracılığıyla askeri müdahaleler gerçekleştirilmekteydi.

***

Nitekim, Irak Başbakanı Nuri Sait tarafından anlaşmanın imzalanması dolayısıyla Türkiye Başbakanı Adnan Menderes'e gönderilen resmi mektupta 'bu anlaşmanın ülkelerimizden herhangi birine karşı yöneltilen herhangi bir saldırı eylemine karşı koymak için ülkelerimizin işbirliği yapmasını olanaklı kıldığı yolundaki anlaşmamızı belirtmekten memnuniyet duyarım' ifadesi kullanılmıştı. Bu cümleden de anlaşılacağı üzere, iki ülke yönetimi, 'perde gerisinde' ülkelerine veya rejimlerine içten ya da dıştan gelecek 'herhangi bir saldırı eylemine karşı' işbirliği yapma konusunda anlaşmışlardı...

Paktın imzalanmasından sonra Irak'ta Kral II. Faysal ve Nuri Sait yönetimine karşı muhalefet hızla büyüdü...

O dönemde Mısır yönetimi Süveyş Kanalı'nı millileştirilme kararı almış, bunun üzerine İngiltere ve İsrail, Mısır'a askeri müdahalede bulunmuşlardı. Bu olay bölgede Batı dünyasına karşı tepkiyi artırmıştı. Irak yönetimi de ABD ve İngiltere'nin işbirlikçisi olarak görüldüğü için bu tepkiden nasibini almıştı!

***

Bu olaylar yaşanırken İngiltere de Bağdat Paktı'na katılma kararı aldı. Bunun üzerine Mısır ve Suriye başta olmak üzere tüm Arap ülkelerinde ABD ve İngiltere'nin Türkiye ve Irak'ı kullanarak Ortadoğu'ya müdahale edeceği endişesi yaygınlaştı...

Sonunda, 14 Temmuz 1958 tarihinde Abdülkerim Kasım adlı bir subay önderliğinde Kral Faysal ve Başbakan Nuri Sait'e karşı askeri bir darbe yapıldı...

14-17 Temmuz'da İstanbul'da toplanan Bağdat Paktına üye diğer ülkelerin temsilcileri, yapılan darbenin 'Sovyetler Birliği tarafından yürütülen yıkıcı faaliyetlerin bir sonucu' olduğu sonucuna vararak Irak'a müdahale kararı aldılar. Hemen ardından paktın resmen üyesi olmayan ABD'ye 'Eisinhower Doktrini' gereğince Irak'a müdahaleye katılma çağrısı yaptılar.

***

Bu konuyla ilgili olarak Prof. Dr. Ömer Osman Umar tarafından yazılmış ve Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanmış olan 'Bağdat Paktı' başlıklı kitapta şu bilgiler verilmektedir:

'Irak'taki darbe Türkiye'de büyük şaşkınlık yaratmıştır. Irak'ın Sovyetler Birliği yönetimine gireceğinden dolayı Türkiye'nin güney sınırının güvenliğinin tehlikeye gireceğinden endişe edilmiştir. Başbakan Menderes'in bu olaya karşı ilk tepkisi, Türk birliklerini hemen Irak'a gönderip, Arap liderleri arasındaki en yakın dostu olan Nuri Said Paşa'ya yardım ederek tekrar yönetimini kurmasını sağlamaktı. Türkiye Dışişleri Bakanı Zorlu, Türkiye, İngiltere ve Amerika silahlı kuvvetlerinin Irak'a müdahalesini önerdi. Ancak Amerika ve İngiltere böyle bir müdahalenin Irak halkını yeni rejim etrafında kenetleyeceği ve Sovyetler Birliği'nin müdahalesine yol açabileceği endişesinden dolayı Türkiye'yi uyararak bekle ve gör politikası izlemesini istediler'. (a.g.e. s. 288)

Kısacası, Türkiye o dönemde 'garantörlük' aşkına tüm Arap dünyasını karşısına alacağı bir savaşa girmekten ancak ABD ve İngiltere'nin 'aklıselimi' sayesinde kurtulmuştu!

***

1959 yılına gelindiğinde Kıbrıs'ın İngiltere'den bağımsızlığını kazanması sırasında 'garantörlük' bir başka biçimde yeniden gündeme geldi...

Bu olaydaki garantörlük, Bağdat Paktı'nda 'perde gerisinde' kararlaştırılan garantörlükten farklı olarak Kıbrıs'ta kurulacak devletin statüsünün ve Türk azınlığın haklarının korunması ile ilgiliydi...

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasını sağlayan ve 1959 yılında imzalanan Zürih anlaşmasında 'Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder' maddesi yer almaktaydı. Bu maddeye dayanarak, Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan statüsünü' garanti altına almışlardı.

(Devam edecek)