İlk değil. Faili meçhullerden, faili malum yüzlerce cinayet veya toplu kırım davalarının cezasızlık, zaman aşımı gibi nedenlerle dosyalarının adliye saraylarının bodrum katlarına atıldığı yüzlerce davaya bakılırsa son da olmayacak. Adalet, bu ülkede çöldeki serap gibi kalacak. Peşinden koşacağız, bir yanılsama yaşayacağız ve sonra yanıldığımızı anlayacağız.
Aslında sürpriz sayılmaz; biliyorduk; en az adımız kadar emindik emin olmasına ama insan yine de şaşırmak istiyor.
Biz de şaşırmayı umduk, beyhude olduğunu yine anladık.
Belli etnik veya dini gruplara karşı işlenen suçların garipsenmediğini, devlet ve toplum nazarında olağanlaştırıldığını, dini veya milli mutabakat gereği cezasız kaldığını bir kez daha tecrübe ettik.
Ankara Adliyesi 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde, aranan üç firari sanığın yargılandığı Sivas Katliamı davası, zamanaşımı gerekçe gösterilerek düşürüldü.
“Aranan üç sanık” ifadesini kullanıyoruz ama “acaba” sorusu da rahatsız ediyor bir taraftan. Sanıklar gerçekten aranıyor muydu? Fotoğraf ve video kayıtlarında kışkırtıcılık yaptığı apaçık olan RP’li belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’ın durumu hatırlandığında insan şüpheye düşmüyor değil. Erçakmak, güya 18 yıl boyunca aranmıştı, yurt dışına çıktığı varsayılıyordu ama bir sabah öğrendik ki, Sivas’taki evinde ölmüş ve nasıl oluyorsa gizlice defnedilmiş.  
Aranan sanıklardan bazılarının RP-AKP’li belediyelerde çalıştığı ortaya çıkmıştı. Firariler evlenip çoluk çocuk sahibi oluyor, maaş alıyor, hastaneye gidiyor ama gelin görün ki, devletimiz o sanıkları bulup da hakim karşısına çıkaramıyordu.
Halen cezası kesinleşmiş 9 sanık da yurtdışında.
Madımak hükümlülerinin özel kararnamelerle “hasta” bahanesiyle serbest bırakıldığı hepimizin malumu… Oysa cezaevlerinde yüzlerce tutuklu ve hükümlü, ileri derecede sağlık problemleri yaşadığı halde bırakılmıyor.  
Zamanaşımı nedeniyle düşürülen davanın sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karakaş Almanya’daydı. Doğruysa iade edilmesi isteniyordu ama Alman devleti buna yanaşmıyordu. Acaba, Türkiye tarafının iade için gerekli koşulları yerine getirmediği mi sözkonusu yoksa bu sanıklar Alman devletinin istihbarat faaliyetlerinde kullanıldığı için mi korunuyor?
Her ikisi de mümkün.
Acı olan, polis ve askerin 8 saat boyunca adeta bir katliam gerçekleştirilmesini beklercesine seyirci kaldığı kırımın pek çok failinin, tıpkı bu üç sanık gibi cezasız kalmasıydı. Görev yaptıkları makam itibariyle kasıt, ihmal ya da kusuru bulunan kamu görevlilerinin yargılanmasının lafı bile edilmiyor.
İşin daha garibini söyleyeyim. Sivas davası avukatlarından Ali Yılmaz, idam cezaları müebbet hapse çevrilen hükümlülerden kaçının cezaevinde yattığının bilinmediğini belirtirken Şenal Sarıhan "30 sanığın içeride olması lazım ama defalarca 'Kaç kişi içeride' diye soruyoruz, bize sağlıklı bilgi verilmiyor." diyor. Bu durumda, cezaevinde kaldıklarını sandığımız hükümlülerin biri veya birkaçının çıkmış olabileceğini yabana atamayız.
Türkiye’ye 2 Temmuz gibi bir vahşeti yaşatan katliam, bizim “Kırmızı Pazartesi”mizdir. Adım adım örgütlenmiş, devlet ve o devletle bütünleşik, makbul vatandaş konumundaki milletin kahir ekseriyeti arasında sağlanan dini mutabakatın ürünüdür. Üç sanıklı son davayla ilgili verilen karar da göstermektedir ki, o mutabakat hiç bozulmadan devam ediyor.