Sadece ve sadece seçim kazanabilmek ve güç tahkim edebilmek için dillendirdiği samimiyetsiz “muhafazakâr demokratlık” iddiasını unutan, aslına rücu ederek ceberrut muhafazakârlığa geçiş yapan AKP’nin eğitimi dinselleştirerek yaratmak istediği bir “nizam” var. Bu nizam, bütün sömürü ve yolsuzluklara karşı itiraz etmeyecek, her koşulda şükredecek, şeyhine, liderine sonsuz sadakat gösterecek bireyler yetiştirmek, laikliği ve seküler yaşamı ortadan kaldırmak, yeniden hilafeti ilan etmek dolayısıyla ümmet anlayışına dayalı bir devlet ve toplum kurmak fikrine dayanıyor.
Kabul edelim ki, AKP, uyguladığı gizli ajandasıyla, konjonktürel hamleleriyle hayli mesafe aldı. Siyasal açıdan bakılırsa iki seçmenden biri ya bu gidişatın aktif bir aktörü olarak çalışıyor, destekliyor ya da sessiz kalarak ümmet toplumuna geçişte itirazının olmayacağını gösteriyor. Ama iki seçmenden biri de çok kararlı biçimde bu gericileşmeye karşı direnişinden vazgeçmiş değil.
Aslında, gelinen durum itibariyle tam bir dengeden bahsedilebilir; neredeyse kuyumcu terazisi hassaslığındayız.
AKP iktidar avantajı ile süreci lehine çevirmeye çalışıyor ki, eğitim, bu hegemonya inşasında ideolojik bir aparat olarak hayli işlevsel. Neredeyse Milli Eğitim Bakanlığı, bakanlık olmaktan çıkıp Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir uzantısına dönüştü; eğitimdeki temel sorunlara çare bulunmazken, Türkiye uluslar arası değerlendirmelerde alt sıralara düşerken varsa yoksa “eğitimi nasıl daha dinselleştiririz” yaklaşımı geçerli.
4+4+4 düzenlemesiyle başlayan sürecin inşasına yönelik adımları saymaya sayfalar yetmez.
Son olarak bildiğiniz üzere, geçen öğretim yılı tamamlanmak üzereyken ÇEDES projesi gündeme getirildi. Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum İş Birliği Protokolü (ÇEDES)” manevi danışmanlık adı altında okullarda imam, müezzin, vaiz gibi din hizmetlilerinin görevlendirilmesini öngörüyor. Projenin açıklanan pilot illeri ise zaman zaman ifade edildiği şekliyle “gavur İzmir”, seküler yaşamın hakim olduğu ve uzun yıllardır CHP’nin elinde bulunan Eskişehir ve Tekirdağ… Fakat protokol, başka illerde de yürürlüğe konulmuş durumda.
“Manevi değerler”den kastedilen şey “tek din İslam ve tek mezhep Sünniliğin Hanefilik” yorumundan ibaret. Oysa Türkiye’de farklı inanç ve İslam yorumlarını benimseyen milyonlarca insan olduğu gibi hiçbir inanç taşımayanlar da var. Haliyle bu protokol, laikliği bir ilke olarak kabul etmiş Türkiye’nin anayasal düzenine de aykırı içerik taşımaktadır.
İslamcı siyasetin dinselleştirme politikalarının hem hedefi hem mağduru olan kesimlerin başında Aleviler geliyor. Değerler eğitimi adı altında, din görevlilerini okullarda görevlendirmek, tarikat cemaat şeyhlerini eğitim sisteminin içine sokmak seküler yaşamı hedef aldığı kadar tarihsel açıdan rekabet içinde olunan Aleviliği de Sünni kuşatma ile yok etmek amaçlıdır. Bu durumda, projenin özel hedef grubunun Aleviler olduğunu söylersek abartmış olmayız. Ama aynı zamanda laik değerlere sahip her Sünni yurttaş da bir o kadar rahatsızdır, biliyoruz.
İşte bu nedenle başta Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri olmak üzere sendikalar, sivil toplum örgütleri 16 Eylül’de İzmir’de “Laik eğitim, laik yaşam ve eşit yurttaşlık” mitingi gerçekleştirecek.
Şimdiden buradan duyurmuş olayım.
İzmir’de laiklik mitingi
Kelime ATA
Yorumlar