Önceki yazımızda ABD’nin 1980/90 yılları arasında neoliberalizmi dünyaya egemen kılması ve “küresel efendi” haline gelmesinin ardından “neoliberal solcular” ile “islamcı” ve “etnik” akımların Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ön plana alan ve Mustafa Kemal Atatürk’ü devrimci olarak tanımlayan tüm akım ve kişileri bir küfür gibi kullandıkları “ulusalcı” damgasıyla damgaladıklarını söylemiş...
Böylece küçük birkaç sol grup dışında tüm dünyada ezilen halkların mücadelesine ilham veren Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük bir devrimcinin siyasal mirasına sahip çıkan solcu akım kalmadığını sözlerimize eklemiştik...
1968 öğrenci hareketinin liderlerinden olup daha sonra Doğu Perinçek’in kurduğu partilerde yöneticilik yapan ve nihayet “neoliberal solcular” arasında yerini alan Gün Zileli, “esen yelden bile ulusalcılık sezen” bu “eski solcu”ların tipik örneklerinden biri olarak 1970’li yıllarda “kripto komünistleri” kullandıkları dilden dolayı anında teşhis eden gazeteci Metin Toker misali emperyalizmi ima eden, cumhuriyeti, devletçiliği ve laikliği savunan “kripto ulusalcıları” hemen teşhis etmekte, ardından da teşhir etmektedir. Bu işte o kadar ustalaşmıştır ki, komünizmi savunan Troçkist eğilimli Sungur Savran bile onun elinden kurtulamamıştır...
Zileli, kendi internet sitesinde Savran’ın “Bir ihtilal olarak Millî Mücadele” kitabındaki bazı ifadelerden yola çıkarak onun “ulusalcılığını” şöyle kanıtlamaktadır (!)...
“Dil, ideolojiyi ele verir. Sovyetler Birliği ve Türk ulusalcılığı savunucusu Savran’da da kitabın dili ideolojisini ortaya koymaktadır. Sayfa numaralarını izleyerek bazı örnekler vereyim: “…milyonlarca insan, haklı nedenlerle cumhuriyetin ve laikliğin geleceği konusunda ciddi kaygılar yaşıyor”muş. (s. 101), “...cumhuriyet düşmanları…” (s. 108, 110), “...İngiliz uşağı…” (s. 118)...
***
Yani siz ideolojiniz ve inancınız ne olursa olsun, bir makale ya da yazıda “kazara” cumhuriyet ve laiklik konusundaki endişelerinizi dile getirir, cumhuriyete küfür edenlere “cumhuriyet düşmanları” der, kurtuluş savaşı sırasında ülkemizi işgal eden İngilizlere hizmet edenleri “İngiliz uşağı” olarak adlandırırsanız yandınız! Bu neoliberal” tiplerin gözünde siz, ne kadar inkâr etmeye çalışırsanız çalışın artık bir “ulusalcı”sınız!..
Hemen hepsi ABD tarafından fonlanan kuruluşlar etrafında toplanan, ABD’nin “kara ordusu” olarak eğitilmiş ve donatılmış etnik güçlere adeta tapan bu “anti-ulusalcı” tipler maalesef 1980/90 yılları arasında siyaset ve medyaya tamamen egemen olmuş ve “solculuğa hevesli” bir kuşağın kültür ve düşün dünyasını şekillendirmeyi başarmışlardır...
Sonuçta bu dönemin genç kuşakları Deniz Gezmişlerin izinden gittiğini zannederek “Yetmez ama Evet’çi” bu neoliberallerin peşine takılmışlardır...
43 yıl önce gerçekleşmiş Amerikancı 12 Eylül darbesinin belki de bu ülkeye yaptığı en büyük kötülük budur.
***
Kimse o dönemde yetişen gençlere Deniz Gezmiş’in cezaevinden babasına yazdığı son mektuptaki şu ifadelerden söz etmemiştir:
“Baba, sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Baba, biz Türkiye’nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapse atılacağız. Kurşunlanacağız da. Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi... Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. “
Deniz Gezmiş’in de vurguladığı gibi “devrimci ulusalcılık” (yani Atatürkçülük) ile “solculuk” (yani sosyalist devrimcilik) arasında bir “kan bağı” vardır; çünkü her ikisi de anti-emperyalist olma vasfını taşır... Ve emperyalizmin egemenliği altındaki bir ülkede anti-emperyalist olmayan bir “solcu” ne kadar keskin bir söylem kullanırsa kullansın gerçek bir “sosyalist” ya da “devrimci” olamaz.
(Devam edecek)