1999 yılında binlerce insanımızı kaybettiğimiz Marmara depreminin ardından, devlet ve toplumda bir deprem bilinci oluşacağı, dolayısıyla afetlere karşı hazırlıklı olunacağı düşüncesi vardı. 'Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' deniliyordu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde 10 ilimizi yıkıp geçen Maraş depremiyle gördük ki, her şey eskisi gibi imiş. Gönül arzu etmiyor ama doğal felaketler kaçınılmaz ve bir kez daha yaşadığımızda göreceğiz ki, zihniyetimiz yine değişmemiş.
Ocak 2020'de Elazığ-Sivrice'de yaşanan ve son deprem gibi geniş bir alanda etkisi hissedilen yıkımdan sonra yer bilimciler, aynı bölgede ağır tahribat yaratacak bir depremin yaşanacağını sık sık dile getirdiler. Bunlardan biri de Prof. Dr. Naci Görür idi. Bir bilim adamı yaşadığı çaresizliği şöyle anlatacaktı. 'Gece 4'te uyandırıldım. Bir saat ağladım. Hala ağlıyorum. Yıllardır uyardığımız yer. Tek bir yerel yönetici arayıp ne yapalım demedi. Bunca uyarıyı niye yaptık?'
En çarpıcı uyarılardan biri ise doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yapılmış olanı. Jeoloji Mühendisleri Odası, 2 Mart 2021'de 'Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz: Kahramanmaraş Raporu-9' isimli kritik bir rapor yayımlıyor. Resmi kurumlar başta olmak üzere tüm parti liderlerine ve milletvekillerine de gönderilen raporda bugün yaşadığımız büyük trajedi bakın nasıl anlatılıyor:
'Kahramanmaraş il merkezinin 10-11 km kadar güneyinden geçen Doğu Anadolu Fayının Pazarcık ya da Türkoğlu segmenti 1513 yılından bu yana yıkıcı deprem üretmemiş, 7.4 büyüklüğüne varacak bir deprem üretme kapasitesine sahip bir faydır ve Türkiye'nin üzerinde deprem beklentisi olan önemli sismik boşluklarından biridir. Yine Türkoğlu ve Nurhak ilçe merkezleri ile 40'a yakın eski köy statüsünde bulunan mahallesi ile bazı baraj ve gölet gibi tesisler doğrudan diri fay hatları veya zonları üzerine oturmaktadır.'
Evet, gereği yapılmayacaksa bunca uyarı niye yapıldı?
Naci Görür, Övgün Ahmet Ercan, Celal Şengör gibi bilim adamlarının uyarıları neden savuşturuldu? Jeoloji mühendislerinin raporlarının gereği neden yapılmadı?
Deprem gerçekliğine uygun kentleşme politikaları geliştirilmediğine, inşaat kalitesi sağlanamadığına ve felaketin etkilerini en aza indirecek bir plan, donanım, ekipman eksikliği yaşandığına göre bu bilim adamları duvara mı konuştular? Makalelerini, raporlarını buza mı yazdılar?
Maraş depremi sonrasında ortaya çıkan genel manzaraya bakılırsa, bilim adamları kendi kendilerine konuşup durmuşlar ne yazık ki… Seslerini hiç kimse duymamış, düzen, hiç değişmemiş.
Çünkü, fay hattına imar izinleri verilmeye devam ederken Osmaniye'de sanayi deprem kırığı üzerine kuruluyor. Bakü-Ceyhan boru hattı, barajlar fay hattına yapılıyor.
Ve depremde en son yıkılması gereken yerler arasında olması gereken şehir hastaneleri yıkılıyor, mühendislerin uyarılarına rağmen Amik gölünün kurutulduğu alanda inşa edilen Hatay Havaalanı kullanılmaz hale geliyor; dahası AFAD binası çöküyor.
O AFAD ki kendisi bir afet. Afetlere Müdahale Genel Müdürlüğü makamında oturan İsmail Palakoğlu'nun mesleki kariyerine bakıldığında afetlerle zerre ilgisi yok. Kendisi imam hatip lisesini bitiriyor, sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde okuyor. Yüksek lisansını Temel İslam Bilimleri Bölümü Tasavvuf Anabilim Dalı'nda gerçekleştiriyor. Bir de yazdığı kitap var. 'Gönüllerin Sultanı Es - Seyyid Osman Hulusi Efendi'…
Hayvanat bahçesi müdürünü TÜBİTAK'a müdür olarak atayan irade, bir imam hatipliyi de afetlerden sorumlu hale getiriyor. Hal böyle olunca önce deprem yıkıyor sonra sorunlu sistem… Deprem vuruyor, soğuk donduruyor.
İlaç, serum, ameliyat ipliği yok, ekmek, süt, akaryakıt, elektrik, doğalgaz yok. Ekip var, vinç yok, vinç var ekip yok, yol yok, hastane yok, çadır yok… Yok, yok yok…
Her enkazdan aynı öfke, aynı feryat yükseliyor.
'Devlet nerede?'