Anadolu'da gelinlerden bahsedilirken adı verilmez, hiç fark ettiniz mi? Gelin, gelindir. Gelin olmak dışında başka bir sıfatı da yoktur aslında gittiği aile için. Olamaz da, çünkü bir kişiliği olduğu çabucak unutuluverir. Gelin olmanın getirdiği sorumlulukları vardır kendince. Bunun büyük bir kısmı hizmet ve sınırsız anlayıştan geçer...

Başka türlüsü güçtür, sonsuz bir hizmeti barındırır kavram içerisinde. Sürekli tolere eden taraf olmaktır gelin olmak. Hizmeti için teşekkür edilmeyen, yalnızca yapması gerekeni yapandır ama herhangi bir aksaklıkta "cezalandırılması" çabucak yapılıverir. Oysa rica, teşekkür, anlayış konusunda kimse cömert değildir. Bunun ardında bir art niyet arıyorum, çünkü kimse teşekkür etmeyi bilmiyor değildir, sadece "şımartmaktan" korkar insanımız.

Evet toplumda kadının adı olmadığı gibi, kadın olmanın ataetkil toplumdaki en büyük beklentisi gelin olmanın da adı yoktur toplumumuzda. Üstelik bu düşünceler kırıldı diye heveslenirlen kadının aile içinde bir başka boyutta nasıl sömürüldüğünü keşfederiz modern hayatta. İşe gitse bile evine karşı sorumlulukları vardır, oysa damat bey sadece evini geçindirmekten sorumludur.

Sahi bir baba, babalık görevini yerine getirdiğinde toplumda ne kadar alkışlanır. Çocuğunu parka götürdüğünde, yemek yapıp yedirdiğinde ne büyük alkışlar kopar bir baba için. Oysa bir anne bunu yaptığı için hiç ödüllendirilmez. Yapması gerekeni yapmıştır. Zaten yapmalıdır. 

Zamanla gelin, anne, eş olan kadın kendi adını unutur. Ben demeyeli belki yılları geçmiş nice kadın "Beni ne mutlu ediyor?" sorusunu kendine sormaya yabancılaşmıştır. Yeni kimliği aslında birine bağlılaşır. Aile içinde erir gider... Bu yüzden kadının adı olmadığı gibi gelinin, annenin de adı yoktur toplumumuzda...

Bence bu yüzden çokça söylenir kadınlar yaşlandıkça. Aslında eşlerine değildir öfkeleri, geçmişlerinedir. Geçmişte hayır diyemedikleri şeylere karşı öfkelenirler. Bir ömrü feda etmenin verdiği bir "dırdır" aslında kadının ilerleyen yaşlarında hayıflandığı. Kendisinden esirgenen bir tebessüme, bir teşekküre karşı duyduğu öfke yaşı ilerledikçe ve geçmişle hesap başladıkça kadını çileden çıkarır. Üstelik melankolik bir kültürün ürünü olarak, çektiğimiz çilelerle yüceltiliriz toplumda. Muhtemelen uzunca bir süre bu gam, keder yarışında birinci gelmek içten içe iyi bir şey gibi gösterilmiştir.

Bu yüzden her yaşta her kadın öfkelidir aslında. Belki kırk yıl öncesinde diyemediklerinin öfkesiyle konuşur en bilge olması gereken yaşlarında. Çocukluğunun anlaşılmayışı ile ezilir, büzülür, çocuklaşır. Bu yüzden kimsenin kurban edilip kimliğinin erimediği bir toplum en sağlıklı olandır. Böylelikle sonunda siz olmanız gerekmez, zaten siz sizsinizdir. Ve aynı anda çocukluğunuz, gençliğiniz, yetişkinliğiniz ve son olarak yaşlılığınızın ağızından ve öfkesinden konuşmak zorunda kalmazsınız. 

Bir adımız var ancak hiçkimseye bir borcumuz yok. Birini sevmenin bedelini kimseye bu kadar ağır ödetmeye kimsenin hakkı yok...