Tarihe geçecek iki dehşet kara leke daha... İki ayrı Fatma Nur Çelik, iki ayrı utanç bizler için. Birisi öğretmenimiz diğeri ise tecavüzcüsüyle evlendirilen bir anne ve çocuğu. Biz, biz nasıl bir ülke olduk böyle...
Fatmanur Çelik, 2025'te başlattığı dava sürecinde avukatına verdiği beyanda, eski eşi ve aynı zamanda Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticilerinden A.Ş.'nin evlenmeden önce kendisine tecavüz ettiğini ve sonrasında Çelik'in ailesinin kendisini istirmarcısıyla evlenmeye zorlandığını belirtmişti. Sonrasında ise aynı şahsın 3 yaşından itibaren kız çocukları olan Hifa İkra Şengüler'e de tecavüz ettiğini ve aynı vakfın yöneticilerinin kendisi üzerinde baskı kurduğunu ifade etti. Acılı anne ve kız çocuğu dava açtıktan sonra kurumsal bir korumanın gelmemesinden, çocuğun psikolojisinin korkunç düzeyde etkilendiğinden ve çocuğun yemeden içmeden kesildiği için sıvı kaybından hastanede kalmak zorunda kaldığından da beyanlarında bahsettiler ve kanıtladılar. İstismara uğrayan çocuk Hifa İkra Şengüler'in psikolojisi bu süreçte tamamen mahvolmuş, çocuk krizler geçirir bir hale gelmiş ve yeterli kurumsal koruma /psikolojik destek sağlanmaması da yine Fatmanur Çelik'in avukatının verdiği açıklamada bulunmaktadır.
Anne kısa zaman önce şu ifadeleri kullandı: "Ben asla intihar etmem, bana ve çocuğuma bir şey olursa biz kendi canımıza kıymayız. 5 Mayıs'ta davamız var ancak ben o günü görebileceğimi sanmıyorum, tehditler alıyorum." Ve gerçekten de anne ve çocuğun İstanbul Zeytinburnu sahilinde cansız bedenlerine ulaşıldı... Avukatları ise: "Nitelikli bir hukuki yargılama yapılmadı. Hiçbir kurum ve kuruluş çocuğun üstün yararını gözetmedi, aksine çocuğu daha da yıprattı." açıklamasında bulundu.
Bir diğer korkunç olay ise İstanbul Çekmeköy'deki bir liseden geldi... Fatma Nur Çelik öğretmen, eski öğrencisi tarafından bıçaklanılarak katledildi. Üstelik bu cinayet hakkında okuldaki rehber öğretmeninin önceden bu öğrenci hakkında tuttuğu tutanaklar gündeme geldi. Cenaze sırasında da önlem alınabileceği, bu öğrenci hakkında önceden tutulan tutanaklardan bahsedildi. Bir öğretmen, küçücük çocuğu olan masum bir anne böylece hayattan koparıldı! Okulun eski öğrencisi olan cinayet zanlısı F.S.B. ise ifadesinde şunları belirtti:" Yanımda hep bıçak taşırım. İlk bulduğum sınıfa girdim, rastgele bıçak salladım."
Bu kadar işte. Bu olana bitene ne denir ki? Bu kadar kurumsal yetersizliğin hesabını kim verecek? Bu üç kişi bugün hayatta olabilirlerdi, tüm bu korkunç olayları yaşamayabilirlerdi.
İçerisinde bulunduğumuz bu psikolojik harbin bir sonu yok mu? Bizler gerçekten böyle mi yaşayacağız? Hayır, başta çocuklar ve kadınlar olmak üzere bu ülkenin insanını yaşatmak için, düzeltiyorum en iyi şekilde yaşatmak için mücadelemiz asla son bulmayacak.