Fransa’dan Brezilya’ya, Sırbistan’dan İspanya’ya, Belçika’dan İtalya’ya, Arnavutluk’tan Portekiz’e kadar dünyanın sokakları isyan dalgalarıyla sarsılıyor. Öğrenciler, işçiler, evsizler, emekliler, kadınlar iflas eden liberal ekonomilerin yarattığı yoksulluğa, gelir dağılımındaki adaletsizliğe, geleceksizliğe karşı öfkesini kabartıyor ve çalınan hayatları, hayalleri için meydanları dolduruyorlar.
Hayat pahalılığı, barınma krizi, eğitim sorunları, giderek daha da kötüleşen çalışma koşulları, düşük ücretler, bir zamanlar sol/sosyalist değerlerle kazanılan sosyal hakların yavaş yavaş ortadan kaldırılması geniş halk kesimlerinde artık varlık-yokluk mücadelesi yaratmış durumda. Pek çok verinin de gösterdiği üzere dünyadaki eşitsizlik de arttı.
Bir iki rakam vermek gerekirse; İsviçreli banka UBS'in Dünya Eşitsizlik Raporu 2026'ya göre küresel servetin yaklaşık yüzde 75'i dünya nüfusunun en zengin yüzde 10'unun elinde bulunuyor. Nüfusun en yoksul yarısı ise toplam servetin sadece yüzde 2'sine sahip.
Oxfam'ın Ocak ayında Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu öncesinde yayımladığı raporda da dünyanın en zengin 12 milyarderinin servetinin, 4 milyardan fazla insanın yani dünya nüfusunun yarısının toplam servetinden fazla olduğu belirtiliyor. Milyarderlerin servetinin 2025'te yüzde 16'nın üzerinde artarak 18,3 trilyon dolarla tarihî zirveye ulaştığı, dünyadaki milyarder sayısının da ilk kez 3 bini geçtiği ifade ediyor.
Türkiye’de de gelir ve servet eşitsizliği verileri, geniş kesimlerin aleyhine derinleşiyor. Servet, zirvedeki bir avuç insanın elinde toplanırken milyonlarca insan en temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor.
Geçenlerde İtalya’da parkını korumak isteyenlerin eyleminde bir genç kız şöyle haykırıyordu:
“Bizi zehirleyen, geleceğimizi çalanlara hayır… Yalnız bizim değil herkesin geleceğini çalıyorlar. Bizi zehirleyen bir iktidarın köleleriyiz. İnsan parayla yaşamaz. Temiz suyla, dostlarıyla, ekmeğiyle yaşar. Bizi hiçe indirgeyen bu iktidara hayır demeliyiz.”
Aynı cümleler, İliç’te, İkizbelen’de kurulmuyor mu? Gezi olayları,Taksim’deki ağaçların kesilmesine itirazla başlamadı mı?
Şirketler ve o şirketlere hizmet eden devletler, doğudan batıya, kuzeyden güneye insanlığı ezip geçerken milyarlarca insan artık kurtuluşunun, hiçbir sınır tanımayan, daha fazla, daha fazla kâr diyen, devletlere de hükmeden sermayeye ve o sermayeyi koruyan devletlere karşı ayaklanma ihtiyacı duyuyor.
1980 sonrasına hakim olan küreselleşmeci, özelleştirmeci neoliberal düzen insanlığa felaketten, daha fazla sömürüden, daha fazla doğa tahribatından başka bir şey getirmedi.
İnsanlık, düşmanının dünyanın her yerinde aynı olduğunu gördü ve şimdi var oluşu için mücadele veriyor; otokrat liderlere karşı refleks geliştiriyor.
ABD’de yapılan seçimlerde Cumhuriyetçilerin tarihin en büyük yenilgisini yaşamaları ve kalelerini Demokratlara kaptırmaları yeni bir dalganın işareti. Çünkü, ABD’de kadınlar, etnik azınlıklar, LGBTİ+ bireylerin siyasi temsili açısından tarihi sonuçlar elde edildi.
İlk siyah kadın vali, ilk Amerikan yerlisi kadın vali ve senatör, ilk Müslüman senatör ve ilk açık kimlikli eşcinsel erkek senatör seçildi. Wisconsin'de ilk kez siyah bir siyasetçi valilik yarışını kazanırken Teksas ve Kansas'ta Demokratlar uzun yıllar sonra seçim zaferi elde etti.
Sırbistan’da lidersiz öğrenciler çoğunluğu kazandı. Macaristan’da Orban’ın gidişi ile esen yeni rüzgarlar, umutsuzluğun, hayalsizliğin, geleceksizliğin pençesine düşmüş insanlık için heyecan verici…