Henüz tüm ayrıntıları ve vurgunun boyutlarının tam olarak açığa çıkarılmadığı fon soygunuyla ilgili tartışmalar devam ediyor. Fon vurgununda yeralan birçok ismin iktidara yakınlığı konusunda hiçbir kuşku kalmadı artık. İslamcı iktidar, krizin kendisine yansıyacak siyasal etkilerini bertaraf etme çabası içinde…
Günler, haftalar, aylar öncesinden yapılan kimi uyarılara ve girişimlere rağmen kontrol ve denetleyici kurumların adeta soygun sürecini izlediği ortaya çıkarken belki de tartışılması gereken boyut, üst kurulların siyasi otoriteden ne kadar bağımsız olduğudur. Çünkü bu son skandalda, tartışmaların odağında Sermaye Piyasası Kurulu bulunuyor.
“Bağımsız Üst Kurullar” veya “Piyasa Düzenleyici Kurumlar” şeklinde isimlendirilen bu kurullar bizim hayatımıza 2001 krizinin ardından girdi. Bülent Ecevit hükümetinin davetiyle Türkiye’ye gelen Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” kapsamında çıkarılacak yeni düzenlemelerle piyasaları denetleyecek kurumların idari ve mali özerkliğe kavuşturulması öngörülüyordu.
Çünkü, neo liberal düzende devletin hantallaştığı, küçülmesi gerektiği, bürokratik engellerin yatırımcı ve girişimciler için caydırıcı olduğu tezleri sıkça işleniyordu. Güya siyasi popülizmin engellenmesi ve yabancı sermaye açısından Türkiye’nin çekici kılınması amacıyla siyasetten arındırılmış bağımsız otoritelere ihtiyaç vardı. Devletin rolünün sınırlandırılması, piyasanın etkin işlemesi amacıyla kurulacak bu kurullar, rekabeti koruyacak, maliyetleri azaltacak, tüketiciler de daha uygun bedelle hizmetlere kavuşacaktı.
Bu çerçevede pek çok kurum oluşturuldu. Merkez Bankası’na özerklik verildi, Rekabet Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Kamu İhale Kurumu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu vb yapılar oluşturuldu.
Nepotizmin zehirli bir ağ gibi her tarafı sardığı, liyakatsızlığın zirvelere çıktığı Türkiye’de bağımsız üst kurullar savunusu yapanların tüm tezleri çöküp gitti. RTÜK’ün siyasi otoriteden bağımsız davranabildiğini kim savunabilir bugün? İktidar kontenjanından seçilen üyeleri resmen parti görevlisi gibi çalışıyor.
Kamu İhale Kurumu’nu anlatmaya gerek var mı? Kamu ihale yasası 2002 yılından bu güne 206 kez değiştirilmiş ve adeta yap boz tahtasına dönüşmüş. Tütün gibi alkol gibi sektörel bağımsız kurullar ise ne tüketici ne de üretici lehinde bir ortam oluşturuyor.
Fon skandalında da Sermaye Piyasası Kurulu üyelerinin yasalarla kendilerine verilmiş kontrol ve denetleme görevlerini yapmadıkları ortaya çıktı. Kurul üyelerinin siyasilerle iç içe geçen ilişkileri, karşılıklı olarak birbirlerini koruyup kollamaları, fiyatların yapay olarak şişirilmesine itiraz eden kurul üyelerinin görevden alınmaları da gösteriyor ki, üst kurulların bağımsızlığı lakırdıdan ibarettir.
Özellikle 2017 yılında yapılan referandum ile üst kurullar da dahil olmak üzere devlette bağımsız işleyişe sahip kurum hemen hemen hiç kalmamıştır.
Denge, denetleme, kontrol mekanizmalarının felç olduğu bir ülkede de daha çok fon skandalları patlayacağı açıktır.