1990’lı yıllarda birtakım cami cemaatinin elinde çanta ile cami cami dolaşıp “kar ortaklığı” aldatmacısıyla cami cemaatinden para toplamak pek modaydı. Konya, Kayseri gibi illerde pıtırak gibi çoğalan bu şirketlerin hepsi teker teker batarken, binlerce insan mağdur olmuştu. Şimdi teknoloji çok geliştiğinden İslamcı mahallenin plazalarda büyüyen çocuklarının daha spesifik yöntemlerle dolandırıcılık yapmak üzere organize olduklarını son fon skandalında gördük.
Türkiye, çeyrek asırdır yolsuzluk ve rüşvet olaylarında kendi rekorlarını kırıyor. Liyakatsizlik, kayırmacılık almış başını gidiyor; yer altı ve yerüstü kaynakları talan ediliyor. Öyle bir talan ki, gelecek nesillerin bütün hayat damarları kesiliyor adeta. Toprak, su, hava geri dönüşü çok zor olacak şekilde tahrip edilirken, kaynaklar hoyratça tüketiliyor.
Zeytinlikler, ormanlar, hazine arazileri peşkeş çekilirken, madencilik faaliyetleri nedeniyle Türkiye bir uçtan öbür uca çölleştiriliyor ve bu arada cemaatler, iktidarın şefkatli kollarında büyüyüp serpiliyor.
Ülkeyi bir ağ gibi saran ve güya dini amaçlarla kurulan bu cemaatlerin her biri bir holding gibi çalışıyor şimdi. Şirketleri var, CEO’ları bulunuyor; halkla ilişkiler birimleriyle imaj oluşturuyorlar. İmanda takvada değil ihalelerde birbirleriyle yarışıyorlar; borsada oyuncu oluyorlar. Külliye şeklindeki yapılanmaları ile lüks ve şatafatın içinde yüzüyorlar; babalar/şeyhler kaybedildiğinde de alabildiğine sert mücadele içine giriyorlar.
Liberal düzenin en çok onların işine yaradığı aşikâr…
Cemaatler bugüne kadar ülkedeki adaletsizlik, yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar konusunda üç maymunu oynadılar, bir zamanlar liberal çevrelerin sivil örgütlenmeler olarak tanımladıkları sözkonusu yapılar özgürlükler katledilirken gıklarını dahi çıkarmadılar. Ama şimdi fon skandalı nedeniyle bazı cemaatler açıklama yaparak toplumsal çürüme yaşandığından yakındılar.
Önce İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) 8 Ekim'de, Erenköy cemaati ile bağlantılı olan Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı ise 13 Ekim'de fon vurgununa tepki gösterdi.
Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı'nın "Toplumsal çürümeyi kabul etmiyoruz" başlıklı açıklamasında "Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez" ifadelerinin geçtiği açıklamada “Türkiyemiz son çeyrek asırda pek çok alanda önemli mesafe katetti; bugün yakın coğrafyamızdan başlayarak tüm insanlığa ümit veren bir noktaya ulaştı. Bu kazanımların heba edilmesine, medeniyet köklerimizden güç alarak daha adil, daha huzurlu bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz. Hiç kimsenin şahsi hırsı, menfaati ve sorumsuzluğu, bu yürüyüşün mimarlarının ve fedakâr neferlerinin sırtlarına yük, ayaklarına pranga olmamalıdır” deniliyor.
Yenişafak, Milat, Karar gibi iktidarı destekleyen gazetelerde de fon skandalına tepki içerikli yazılar kaleme alınıyor.
Bugüne kadar KPSS yazılı sınavlarında dereceye girenlerin sözlü mülakatlarda elenmesi karşısında suspus davrananlar, iş kazalarına, haksız gözaltı ve tutuklamalara ses çıkarmayanlar, kayırmacılık karşısında kayıtsız kalanlar, sömürü, gelir dağılımı adaletsizliği hakkında iki çift laf edemeyenler şimdi fon soygunundan hareketle “çürüme” tespiti yapıp arınma çağrısında bulunuyorlar.
Nedir bu hafiften celallenmenin nedeni? Bugüne kadar cansiperane bir şekilde iktidar savunuculuğu yapıp kendi menfaatlerini önceleyen bu cemaat ve tarikat yapılanmaları şimdi yozlaşmaya dikkat çekiyorlar.
Konuşuyorlar; çünkü işin ucu kendilerine dokundu. Muhtemeldir ki, bu fon vurgununda kaybeden mensupları var; veya böylesine büyük bir dolandırıcılığın çıkaracağı siyasal faturanın kendilerine de kaybettireceğinin farkına vardılar.
Emin olun; aksi halde yine gıkları çıkmazdı.