AKP Erzurum eski milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, hakkında mal varlığı ve yolsuzluk iddiaları gündeme geldiğinde “Allah insanı vererek de, alarak da imtihan eder; ben vererek imtihan ettiği kullarındanım” demişti. Yani zenginlikle imtihan olduğunu düşünüyordu Taşkesenlioğlu. Oysa zenginliği Allah gökten yere indirmemişti ona… Kardeşi Sermaye Piyasası Kurulu başkanlığı yapıyordu, sonradan ayrıldığı eşi Ünsal Ban ile kardeşi, şirketlerin sermaye artırımı, halka arz süreçlerinde rüşvetle suçlanıyordu.

Ünsal Ban, üç ayrı dosyadan yurtdışına çıkış yasağına rağmen bugün Türkiye’de değil, kaçtı. Zehra Taşkesenlioğlu’nun izahı mümkün olmayan serveti ortaya çıktı ama iddiaların üzeri kapatıldı. Belki o gün manipülasyon iddialarının üzerine gidilseydi, neden son yıllarda halk arz şirketlerinin sayısının normal olmayan şekillerde artış gösterdiği soruşturulabilseydi bugünkü fon vurgunu yaşanmayacaktı.

Ama Taşkesenlioğlu “zenginliği ile imtihan”a bırakıldı; yeniden milletvekili olmadı sadece. Tıpkı adı yolsuzluklara karışan pek çok belediye başkanının istifa ettirilmesiyle yetinilmesi gibi…

Asrın fon vurgununda da şimdi nitelikli dolandırıcılık yapmak üzere örgütlenmiş bir ekibin gerçekleştirdiği soygunun gözden kaçırılması için ikna edici olmayan söylemler geliştiriliyor.
Fiyatların yapay şekilde şişirilmesi ve küçük yatırımcının parasının bir sülük gibi çekilerek mağdur edilmesi sürecinde rol alanların hepsi iktidar içinde uzantıları olan veya bizzat iktidar içinden isimler veya yakınlarından oluşuyor. Büyük vurgunlar gerçekleştirenler ise kimi kaynaklara göre 59, kimilerine göre de 159 kişi…

Biz günlerdir Fatma Betül Sayan ve eşinin 4-5 ayda 2 milyar lira kazanmasını konuşuyoruz ama şimdi daha büyük rakamlar ortalığa dökülüyor ve “asrın vurgunu” ifadesi hak ettiği yerini buluyor. Din kılıfıyla ülke kaynaklarının üzerine çökülmesi, yüz binlerce insanın mağdur edilmesi, ekonominin korkunç bir tahribata uğratılması dahası devlet kurumlarına derin bir güvensizliğin ortaya çıkması sözkonusu iken İslamcı mahalle, tartışmayı “dış güçler” in müdahalesi ile açıklama yoluna gidiyor.

Kimisi fon soygununda MOSSAD’ın parmağının olduğunu iddia ediyor, kimi CIA’yı adres gösteriyor. Hatta Fatma Betül Sayan’ın yapılan işlemlerden haberinin dahi olmadığını iddia eden yandaş gazeteciler var. Dindar mahalle, pek çok örnekte olduğu gibi son skandalda da suskun, konuşmuyor. Soru sormuyor, sorgulamıyor, sistem analizine girmek yerine hedef alınmış isimler üzerinden sorunu dışsallaştırıyor.

İçinden çıkan en cılız muhalif sesi bile hemen susturuyor. Örneği de üçüncü dönem AKP İstanbul Milletvekilliği yapan Serkan Bayram’ın Fatma Betül Kaya hakkında söylediklerinden sonra af dilemesi. Bayram, “Bir sürü engelli kardeşimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyordu. Bedelini ödesin” diyerek çıkış yaptı.

Toplumdaki rahatsızlığın patlamaya yol açabileceğini, infial yaşandığını, ekonomiye zararının 100 milyar dolar olduğunu belirtip “İşadamları, yargıçlar beni arıyor. Arayanların isimlerini bilsen, şok olursun. Ülkenin sahibi biz değiliz, sahip millet biz hamalız” dedi. Dedi ama gelen tepkiler üzerine hemen af diledi, “yanlış anlaşıldığını” söyledi.

Yaşayarak göreceğiz, Serkan Bayram bir daha milletvekili adayı gösterilmeyecek. İçten gelen itirazlarının yanlış anlaşıldığını söylese bile biliyoruz ki, iç sesi bu. Ama o sese eşlik eden çıkmayacak, “çok haklı” deyip yanında durmayacak. Destekleyenler de birkaç kişinin ötesine geçmeyecek. Çünkü İslamcı mahallenin zihinsel kodlarında “Allah’ın zenginliği istediğine, bilimi ise isteyene verdiğine inanılır”, yoksulluğun sefaletin de kaderden geldiği düşünülür.

Dolayısıyla zenginlik de yoksulluk da pek sorgulanmaz, kabullenilir.

Samimi dindarları hariçte tutarsak, İslamcı mahalle parayla güçle imtihan edildiler ve bu imtihanı kaybettiler. Kendileri açısından hazin bir son.
Türkiye’nin ödediği/ödeyeceği toplumsal maliyet, ekonomik tahribat ise hesap dahi edilemez.