'Oyun bahçelerindeki sesler susunca umutsuzluk çöktü.'
ABD-İngiltere ortak yapımı olan ve 2006 yılında vizyona giren 'Son Umut' filminde, uzun yıllar boyunca tek bir çocuğun dahi doğmadığı dünyanın hali bu cümle ile anlatılır. Çocuk seslerini dolayısıyla geleceğini, neşesini, bereketini kaybetmiş dünyada, günün birinde siyah bir kadından doğan bir çocuğun ilk sesi duyulduğunda yeniden umut filizlenir. Film, bu bebeği korumaya alan birkaç kişinin onu güvenilir bir ülkeye ulaştırma çabası etrafında gelişir.
Bu film, bilim kurgu… Ancak hayatımıza daha fazla giren plastik malzeme kullanımı yüzünden insanların üreme yeteneğinin yarı yarıya azaldığı konusu bilimsel bir tespit. Artan nüfusun etkisi ve dünyayı hor kullanmanın bizlere ve gelecek kuşaklara ödeteceği ağır bir bedeldir bu…
Bir an gözlerinizi kapatın ve düşünün; hiç çocuk doğmayan bir dünyada ne yaparsınız?
Sonra gözlerinizi açın ve Türkiye'nin umutsuz, geleceksiz gençlerinin yurtdışına çıkmak için nasıl çırpındığını anımsayın.
İçinizi korkunç bir duygu kaplıyor mu?
Geçen hafta Almanya merkezli Konrad-Adenauer-Stiftung (KAS) Vakfı'nın yaptığı bir araştırmanın sonuçları açıklandı. Bir Alman vakfının Türkiye'deki 'Z Kuşağı' üzerine saha çalışması gerçekleştirmiş olması başlı başına ilginç.
Son yıllarda akademisyenlerden öğrencilere, doktorlardan mühendislere kadar eğitimli ya da eğitimsiz olsun pek çok insanın Almanya'da yaşamanın hayallerini kuruyor ve çaba harcadığı malum.
Almanca kurslar tıka basa dolu. Çünkü bu ülkeye gitmenin birinci şartı, Almanca bilmek…
Alman vakıf, Türkiye'den Avrupa'ya yönelen genç nüfusun halet-i ruhiyesini merak ettiğinden olsa gerek bu araştırmayı yapmış. Muhtemelen, elde edilen veriler, Almanya tarafındaki politikaların belirlenmesinde çeşitli değerlendirmelere konu olacaktır.
'Türkiye Gençlik Araştırması 2021' isimli çalışma, Mayıs-Eylül 2021 tarihleri arasında 28 ilde ve 3 bin 243 kişiyle yüz yüze gerçekleştirilmiş. Araştırmaya göre, gençler, politikacılara, Cumhurbaşkanına, polise, adalete, medyaya güvenmiyor. Ankete katılanların yüzde 83'ü Türkiye'de çok fazla işsizlik olduğunu düşünüyor ve bunun ilk nedenini de 'adam kayırmacılık ve torpil'le açıklıyor; yüzde 64,1'i 'kamuya işe alımlarda ehliyet ve liyakate göre davranılmadığını' söylüyor.
Bu veriler, gençliğin derin bir gelecek kaygısı yaşadığını gösteriyor. Nitekim ankete katılanların yüzde 72.9'u 'fırsat verilmesi halinde Türkiye dışındaki bir ülkede yaşamak' istiyor. Bunların ilk tercihi yüzde 30,6'lık bir oranla başta Almanya, İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri... Bu ülkelerin tercih sebebi de yaşam koşullarının daha iyi olması.
Yani, neredeyse her dört gençten biri doğduğu ülkede doyamayacağını, mutlu olamayacağını düşündüğünden gitmek için yanıp tutuşuyor. Zaten imkanını bulan da arkasına bir daha bakmamacasına göçüyor. Son zamanlarda batı basın organlarında yer alan Türkiye kaynaklı göç haberleri, adeta cehennemden kaçış öyküleriyle dolu.
Hal böyle olunca insan sormadan geçemiyor. Bir ülkeyi yıkmak nedir? Sadece tank ile bomba ile mi tarumar edilir bir ülke…
İyi eğitim almış, üniversiteyi bitirmiş olmalarına rağmen gençleri işe yaramaz, vasıfsız hale getiren, hayalsiz-umutsuz bırakan, değersizlik duygusu veren, dolayısıyla enerjisini, heyecanını, geleceğini, neşesini kaybetmiş bir ülke zaten yıkılmış sayılmaz mı?
Çocuksuz dünya da, bin bir mihnet ile yetişen gençlerini küstürmüş bir ülke de aynı derecede distopik değil midir?