İstanbul'a belediye başkanı seçildiğinde Karacaahmet Sultan Dergahı'nın duvarına kepçe dayayan bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Muharrem ayı nedeniyle Mamak'taki Hüseyin Gazi Cemevi'ne ziyarette bulundu. Erdoğan'a, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun yanı sıra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy eşlik etti.
Cemevine gidişin adı ziyaret ama ziyaretten ziyade her şeyi kırıp döken bir filin züccaciye dükkanına girişine benziyor; çünkü eğer bir mekana konuk olarak gidilmişse o mekanda koltuk takımlarını değiştirmeye, boya badana yaptırmaya, sahiplerinin geçmişine ait objeleri kaldırmaya çalışmazsınız. Misafirlik hukuku ve görgü kuralları bunu gerektirir.
Erdoğan'ın cemevi ziyareti ise böyle olmadı; yıktı perdeyi eyledi viran…
Ziyaret, bir ibadet mekanına, o mekanın temsil ettiği Aleviliğe el koyma girişimi gibi duruyor desek daha doğrudur. Çünkü, ziyaretle ilgili Hüseyin Gazi Vakfı'nın Saray tarafından seçilmiş isimleri dışında yöneticilerin haberi yok. Katılımcıları iktidar belirliyor. Gelenlerin kimlikleri kontrol ediliyor ve sadece Saray'dan icazet alanlar kapıdan içeri girebiliyor. Vakıf kontenjanından icazet alanların sayısı sadece 10; diğer konukların listesini saray oluşturuyor.
Günler öncesinde Hüseyin Gazi Cemevi ve çevresinde tadilat bakım işleri gerçekleştiriliyor. Aslında bana göre, mekanın dizaynı için tadilat işleri çıkarılıyor.
Yerdeki halılar yenilenmiş, duvarlar boyanmış ve meydanevinde genellikle Alevili öğretisinde hiyerarşinin reddi anlamına gelen, eşiktekini de beşiktekini de eşitleyen düzlüğe son verilerek protokolde üstünlük hissiyatı uyandıracak yükseltiler icat edilmiş. Duvara da Arapça hatlar yerleştirilmiş. Cemevinin rutin işleyişinde oruç açma yemekhanede olurken, cem yapılan meydanevi sofraya dönüştürülmüş. Aleviliğe ve Alevilere dair ne varsa hepsi yerle yeksan edilmiş.
Vahim nokta şu; o da cemevinin içinde asılı olan resimlerin, dede postunun bulunduğu yerden indirilip başka bir yere kaydırılması… Çünkü, ziyaret programıyla ilgilenen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Danışmanı Ali Arif Özzeybek, 'Cemevinde resim mi olurmuş' düşüncesinde… Kaldırılan foto veya resimler ise Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli ve Mustafa Kemal Atatürk'e ait. Bu üç figür de siyasal İslamcıların önünde görüntü vermek istemediği portrelerdir. Hz. Ali, Ehlibeyt ve dolayısıyla Ali-Muaviye kutuplaşmasının bir tarafını temsil eder. Hacı Bektaş Veli, kendisini hakikatin biricik temsilcisi olarak gören Sünni gelenek karşısında heterodoks, Batıni bir inancın temsilcisidir. Mustafa Kemal Atatürk ise Cumhuriyet'tir, laikliktir, modernliktir.
Siyasal İslamcıların tarihi, dini ve siyasi açıdan bütün reddiyelerini üzerine kurdukları üç figür… Ve bunların üçü bir arada; hem de ibadet mekanı olarak görülmeyen bir cemevinde…
Belli ki Erdoğan'ın bu figürlerle bir fotoğraf vermesi, İslamcı tahayyüllerine, siyasi reflekslerine, tek adam olma haline uygun bulunmamış.
Hüseyin Gazi Derneği Yönetim Kurulu yaptığı açıklamada, bu ziyaretin hangi şartlar altında gerçekleştiğini kamuoyu ile paylaştı:
'Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı her yeri ziyaret edebilir. Ancak bu ziyaretin dayatma şeklinde olmaması beklenir. Dayatma, ziyaret sırasında ismi alınan dört vakıf yöneticisi dışında kimsenin ziyarette bulunamayacağını da içeriyor. Dergahımıza ziyarete gelenlerin dergah adabına uyarak, dinlemeye, anlamaya, bir olmaya gelmesini beklerdik. Bu şekilde oldubitti ile gerçekleştirilen dayatmacı bir ziyaret kabul edilemez. Bu ziyaretin bilgimiz dışında gerçekleştiğini ve bireysel kararla dergahımızı siyaset oyununa alet eden Vakıf Başkanı'nı protesto ettiğimizi kamuoyuna duyururuz'
Açıklama ve kamuoyuna yansıyan fotoğraflar, Türkiye'de Alevi sorununun neden çözüme kavuşmadığının açık ilanı aslında. Çünkü Aleviler, dinsel inançları, kültürleri ve yaşam tarzları ile yani farklılıkları ile kabul edilmiş bir topluluk değil. Devlet ve Sünni gelenek Aleviliğe kendi biçtiği elbiseyi giydirmeye çalışıyor ve onu Sünnilerin istediği kalıba sokmak için türlü türlü siyasetler geliştiriyor. Aleviliği ve Alevilerin tanınması yerine Aleviliğin tanımlanması refleksiyle hareket edilmesi öteden beri aşina olunan bir şey.
Skandala dönüşen son ziyaret de asırlardır süregelen ret ve inkar politikalarının en veciz, çarpıcı örneklerinden biridir. İleride bir tarih yazılacaksa tıpkı 16. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun Hacı Bektaş Dergahı'na yaptığı siyasi müdahalelerin ya da Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmasının ardından Alevi Bektaşi tekkelerine dergahlarına Nakşibendi şeyhleri atamasının hemen hemen aynısının 2022 Türkiye'sinde tekerrür ettiği bilgisi mutlaka yeralacak; gelecek kuşaklar bu anlamda aynı politikaların hiç kesintiye uğramadan süreklilik arz ettiğini şaşırtıcı biçimde göreceklerdir.
Aslında, işin esasına, yani Alevilerin taleplerinin bu ziyarette gündeme gelip gelmediğine dair söyleyecek söz çok olsa da laikliği içine sindirememiş İslamcı bir zihniyet karşısında hepsi anlamsız kalır.
Bu örnekte görüldüğü üzere, şekil, bizzat işin esasıdır.