Kamuoyunun, 'acaba bugün hangi derin, gizli işleri açıklayacak' merakıyla nefesini keserek izlediği, organize suç örgütü lideri Sedat Peker, geçen yılki videoların birinde 'biz hepimiz aileyiz, her suçta beraberiz' demişti.
Aslında bilindik bir cümle ama ne zaman söylenirse söylensin etkisi büyük ve sarsıcı… Çünkü, uzun laf kalabalıklarına başvurulmadan birkaç kelimelik bu yalın cümle ile bir ülkenin bütün sosyo-politiğini okumak mümkün. Yolsuzluklar, cinayetler, mala mülke çökmeler, hukuku hiçe sayarak devletin kaynaklarını belirli kişi veya gruplara transfer etmek, akraba eş dost kayırmacılığı, torpil, liyakatsizlik, rüşvet, rant ilişkileri vs hepsi devletin ve toplumun röntgenidir. Biz o röntgene baktığımızda hangi uzvumuzun hastalıklı, irin dolu olduğunu anlarız.
Sedat Peker'in kriminal suç ortaklığına vurgu yaptığı konuşması geçen hafta sosyal medyaya düşen sıradan bir vatandaşın söylemiyle öyle bir örtüştü ki… Dürüst, adil bir yönetim isteyen, eşitlikten, özgürlüklerden yana her vatandaşı ruhen keder içinde bırakmaması, umutsuzluk girdabında çürütmemesi mümkün değil.
Zaten bu sokak röportajları kadar ülkenin hali pür melalini, zihinsel yapısını öğretecek bir başka yöntem kalmadı artık. Her bir röportaj, topluma tutulan ayna işlevine sahip ve orada gördüklerimiz dehşet verici. Küçük bir paragraf, onlarca akademik çalışmada elde edilebilecek tüm verileri önümüze seriyor.
Şöyle diyor sıradan vatandaş:
'Çalıyorlarmış, benim sorunum değil, Allah'la onun arasında. Neymiş çaldığı ya, Allah aşkına. Biz de çalıyoruz, biz de vergi kaçırıyoruz burada. Öyle kardeşim, 100 tane mal satıyoruz, 20 tane fiş kesiyoruz. Yalan mı kardeşim, çalmayan var mı Allah aşkına. Marketçisi de çalıyor, (burada üç harfli market zincirlerini sıralıyor) …'i de çalıyor, …'u da çalıyor, …'i de çalıyor. Dürüst olmak lazım kardeşim.'
Konuşma ironi dolu. Çalıp çırpmak, vergi kaçırmak o kadar meşrulaştırılmış ki, dürüstlük artık dürüst olmadığını ilan etmekten geçiyor!
Dürüst olmadığını açıklama dürüstlüğü… Yeni Türkiye'nin dürüstlük anlayışı işte bu !!!!
Tıpkı Kızılay başkanı gibi vergi kaçırmayı vergiden kaçınmak şeklinde sununca ortada hesap sorulacak aykırı iş kalmıyor.
Liberal politikaların üstadı kabul edilen, muhafazakar başbakanlarımızdan Turgut Özal'ın tarif ettiği üzere rüşvet alan memur da 'işini bilen' memur oluyor. Zatı şahaneleri zaten 'ben zenginleri severim' deyip dururdu. Zengin olmak için de iş bilmek gerekir elbette… Hatırlarız; rüşvet yolsuzluk onun zamanında utanılacak bir özellikten olmaktan çıkıp kurumsallaşmıştı. Şimdi ise zıvanadan çıktı her şey…
'Ben çalıyorsam herkes çalıyor' ya da tersinden 'herkes çalıyorsa ben de çalarım' diyerek vicdanı rahatlatmak, ahlak veya din açısından hiçbir sakınca görmemek günümüz Türkiye'sinde anormal değil son derece normal bir durum. Çünkü, hesap verilecek makam bu dünyada değil ve yeryüzünde onu yargılayacak hiçbir yasa bulunmuyor.
Memleket sathına nüfuz etmiş mevcut din ve ahlak anlayışına göre, çalmak, başkasının hakkını yemek Allah ile kul arasındaki bir mesele olarak algılanıyor ne yazık ki. Sefil, ilkel bir düşünce tarzı… Kuşkusuz inanan insanlar açısından hırsızlığın dini boyutu da vardır ama o sıkça telaffuz edilen 'yetim hakkı'nı savunmak öteki dünyaya bırakılabilir mi?
'Çalmayan mı var Allah aşkına… Hepimiz çalıyoruz' diyen o sıradan vatandaşa Sedat Peker'in lafıyla karşılık verme zamanı şimdi.
'Siz bir ailesiniz, her suçta berabersiniz'.
Ama biz o ailenin bir ferdi değiliz.