Takvim yaprakları eylülü gösterdiğinde, hayatın da sesi biraz değişir. Yazın o telaşlı, sıcak ve gürültülü günleri geride kalırken sonbahar sessizce kapımızı çalar. Önce akşamlar serinler, sonra güneş daha erken çekilir gökyüzünden. Ağaçlar ise sanki yaklaşan ayrılığın farkındaymış gibi yapraklarını birer birer bırakmaya başlar.

Sonbaharın kendine has bir hüznü vardır. Ama bu hüzün karamsarlık değildir. Daha çok geçmişi hatırlatan, insanı kendi içine döndüren tatlı bir sızı gibidir. Sokakta yürürken ayağımızın altında ezilen kuru yaprakların sesi, yıllar öncesinden bir anıyı çıkarıp getirebilir. Eski bir şarkı, bir koku, yağmurdan sonra ıslanan toprak… Hepsi bizi hiç beklemediğimiz bir anda geçmişe götürür.

Belki de sonbaharı diğer mevsimlerden farklı kılan budur. Bahar bize başlangıçları, yaz hareketi ve neşeyi, kış ise sabrı hatırlatır. Sonbahar ise vedaları ve değişimi öğretir. Ağaçların yapraklarını bırakması, aslında doğanın bize söylediği önemli bir sözdür: Bazen yenilenmek için bazı şeylerden vazgeçmek gerekir.

Şehirler de sonbaharda başka görünür. Sabahları işe ve okula yetişme telaşı yeniden başlar. Kahve dükkânlarının camlarında buğular oluşur, kaldırımlarda yağmur izleri belirir. İnsanlar yazlık kıyafetlerini kaldırıp kazaklarını çıkarırken hayat yeniden kendi düzenine döner.

Ve biz, farkına varmadan bir yılı daha geride bırakırız.

Devamı için tıklayınız.