İstifa ettirilen Ankara eski Belediye Başkanı Melih Gökçek'in 20 yıldan fazla süren belediye başkanlığı, dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de yalan ve talan tarihi olarak hatırlanacak. Ankaralının dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerin, yetimin hakkının, kamu yararının heba edilmesinde gösterilen istikrarlı hoyratlık, ölçüsüzlük, vurgun sözcüklerle anlatılamayacak kadar derindir. Öyle derindir ki, Gökçek'in kara delikleri evrendeki kara deliklerle yarışabilecek boyutlardadır.

Bir dolu zihni sinir projesi vardır Gökçek'in… Eski Milli Kütüphane binasının yanında, caddenin tam da ortasına kondurulan Gökkuşağı projesi gibi. Her iki yanından yoğun bir trafiğin aktığı caddenin ortasında kafe veya satış yerleri yaptırmak hangi akla hizmetti bilinmez ama Ankaralının vergilerinden trilyonlarca lira harcanıp gitti. Neye yaradığı, hangi estetik zevki yansıttığı bilinmeyen ucube şehir kapılarına harcanan paralar da çarçur oldu. Sırf yandaşlar kazansın diye her yere üst geçitler yaptıran, şehir merkezini yayalar için bir survivora dönüştüren, hatta uyguladığı ulaşım politikası ile yaya geçişlerini zorlaştıran ve dolaylı biçimde yaya ölümlerine neden olan Gökçek, hiçbir mahkeme kararını tanımadı ve Ankara'da keyfi bir idare kurdu.

Bir gün baktık ki, Kızılay Meydanı'na çirkinlik abidesi bir saat yapılmış… Yalnız bu saatle vakti öğrenmeniz pek de mümkün değildi. Saatin kaç olduğunu öğrenmek için bir helikopter veya uçağa binip yukarıdan bakmak gerekirdi; çünkü saatin akrep ve yelkovanı, rakamları ekilen çiçeklerden dolayı görünmez kılınmıştı. Sonra ne olduysa oldu, o saat yıkıldı, ardından rezil mi rezil o beton saksılar yerleştirildi sağa sola. Kaldırımlar bile çalındı. Daraltıla daraltıla her biri adeta sırat köprüsüne dönüştürüldü. Anlayacağınız başkentin ulaşım, altyapı, konut gibi temel sorunlarının çözümü için harcanması gereken kaynaklar, yandaşları zengin etmek üzere kullanıldı. Ankara kaybetti, Gökçek ve çevresi abad oldu.

Yıllarca Gökçek'in en yüksek bayrak direği, en yüksek kulesi, Ankara kanalı gibi zihni sinir projeleriyle meşgul olmuş kamuoyu, bir de Ankapark garabetini gördü. O güzelim Atatürk Orman Çiftliği arazisi yağmalanarak sakil plastik heykelleri ve eğlence mekanlarıyla bir çöplük haline getirildi. Ankapark açıldı ama yanlış sosyo ekonomik politikalar ile cebinden parası çalınmış, zaten yoksullaştırılmış halkın gidebilmesine imkan yoktu. Çünkü hem giriş ücreti yüksekti, hem gidişi meşakkatli idi. Parkın içi de zaten anlamsızlıklarla doluydu. Haliyle kimsenin ilgisini çekmedi ve gişelerin açılmasından 8 ay sonra da kapatıldı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın beyanına göre, parka 800 milyon dolar harcandı. Parkı işleten şirketin 2 milyon liranın üzerinde elektrik borcu var.

3 yıllık hukuki mücadelenin ardından da daha birkaç gün önce belediyeye devredildi.

Yavaş, 'Kullanılan bu bütçe ile Ankara halkının ihtiyaçları için 15 bin sosyal konut, 300 adet öğrenci yurdu, 2 yeni metro hattı yapılabilir, 5120 adet yeni otobüs alınabilirdi' diyor. Kaç 800 milyon dolar hiç oldu acaba? Hesabını bilen var mı?

Birkaç gün önce belediyeye devredildikten sonra halkın ziyaretine açılan Ankapark'a gidildi ve milyonlarca doların harcandığı parkın içler acısı hali, gadre uğramış bir halkın geleceğinin nasıl bir keyfilikte gasp edildiğini ortaya koydu.

Park çürümüştü. Sadece park değil Ankara da…

Bir kenti moloz yığınına dönüştüren, kamu kaynaklarını hovardaca kullanan zihniyetten hesap sormayan adalet de çürüdü.