Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelme sürecinde, en iddialı olduğu konuların başında yasakların kaldırılması geliyordu. Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele şeklinde sloganlaştırılan '3Y', Milli Görüş geleneği ile yollarını ayıran ve yenilikçiler şeklinde tabir edilen Erdoğan ve ekibinin, geleneksel seçmen tabanının dışına da hitap etmesi demekti. AKP, İslamcı bir parti olarak adlandırıldığında da parti çevreleri İslamcılığı reddediyor ve 'biz muhafazakar demokratız' diyorlardı.
20 yıllık iktidar deneyimi, AKP'nin 'muhafazakar demokrat' iddiasının söylemden ibaret kaldığını gösterdiği için hayli öğretici oldu. Meğerse, bu söylem sadece cila imiş; o cila döküldüğünde ortaya çıkan gerçek, çok koyu bir İslamcılık oldu. Anladık ki, AKP, Cumhuriyet'le tarihi bir hesaplaşmayı gerçekleştiren/tamamlayan güç olmak istiyor; bunda da hiç kimsenin tahmin edemediği/öngöremediği ölçüde mesafe aldığını hatta parantezi kapatma aşamasına geldiğine inandığını söylersek çok da yanlış olmaz.
AKP, düşünce ve ifade özgürlüklerinin sınırlarının genişletileceğini vaat ederek geldi, yasaklarla mücadele edeceğini söyledi. Gelin görün ki, ülke, yasaklar konusunda bırakın daha iyileşmeyi, geçmişi mumla arar hale geldi ve iktidar baskıcı uygulamalarında önceki iktidarların fersah fersah önüne geçti. Son günlerde mülki idare amirlerinin, belediye başkanlarının, kültür sanat etkinliklerine getirdiği kısıtlamalara bakılırsa, baskının azalması şöyle dursun tam tersine artacak gibi…
İşte birkaç örnek:
Kocaeli Derince Belediyesi, Kürt sanatçı Aynur Doğan'ın konserini 'gerekli izinler alınmadığı' gerekçesiyle iptal etti. Oysa, organizasyon şirketi etkinliklere ilişkin ödeme dekontlarını ibraz ettiklerini belirtiyor.
Aynur Doğan konserinin iptaline tepkiler sürerken, Metin-Kemal Kahraman kardeşlerin Muş'ta yapacakları konser de valilik tarafından yasaklandı. İki sanatçı, yasaklama kararını son anda öğrendi; üstelik kendilerine hiçbir gerekçe de sunulmadı.
Amed Şehir Tiyatrosu'nun 28 Mayıs'ta Kocaeli'nin Çayırova ilçesinde sahneleyeceği tiyatro oyunu da iptal edildi. Aynı tiyatro grubunun Aralık ayında Mardin'de Kürtçe olarak sahneleyeceği Molière'in 'Tartuffe' oyunu da valilik tarafından yasaklanmıştı.
Bir başka yasaklama Eskişehir'de görüldü. Eskişehir Valiliği, 12-15 Mayıs tarihlerinde Teoman, Haluk Levent, Hayko Cepkin, Levent Yüksel ve Yeni Türkü gibi isimlerin katılımıyla gerçekleştirilmesi planlanan Anadolu Fest ismindeki müzik festivalinin hemen öncesinde ildeki toplu etkinlikleri 15 gün süreyle yasakladı. Yasağın gerekçesi olarak da 'huzur ortamı ile kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin, genel asayişin korunması ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi' gösterildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın düzenlediği Başkent Kültür Yolu Festivali'nde sahne alacak Mirae adlı K-Pop grubunun konseri de Akit gazetesinde hedef gösterilmesi sonucunda iptal edildi.
Bu liste uzayıp gider.
AKP, neşeden, müzikten hoşlanmıyor. Müzik yasaklarıyla eğlence sektörünü adeta öldüren, binlerce insanı açlıkla karşı karşıya getiren iktidar, insanları buluşturan etkinliklerden de korkuyor. Bir festivalin, konserin yasaklanması başka nasıl izah edilebilir ki…
Elbette, bu yasakların pek çok nedeni var. Öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da sık sık yinelediği gibi bir kültürel hegemonya sorunundan söz edilebilir. AKP, 20 yıllık iktidarına ve yüksek bütçeli harcamalara rağmen kültürel iktidarını bir türlü kuramadığı için seküler kesimin kültürel alanlarına müdahale ederek kendi yetersizliğinin üzerini örtüyor. Ancak tek neden bu değil kuşkusuz. Seküler yaşam biçimini yok etmeye çalışırken, yasaklamalarla toplumsal çatışma yaratıp tabanını konsolide etmeye çalışıyor. Dolayısıyla son bir hafta üst üste duyduğumuz yasaklamalar, doğrudan seçim stratejisiyle de ilgili.